|
Kur'an düşünce sisteminin temelini, tevhid inancı oluşturur. Bütün
peygamberlerin temel ve öncelikli görevi de, insanları tevhid inancına
çağırmak, insanların kulluk edilmeye layık tek varlık olan Allah'ı
tanımaları gerektiğini anlatmak ve Allah'ı bırakarak başkalarına kulluk
etmelerine engel olmak için tebliğ ve irşadda bulunmak, gerekirse tevhid
inancı uğrunda hicreti ve cihadı göze almaktır. Bu husus, pekçok ayet-i
kertme ve hadîs-i şerifte beyan edilmektedir.
Tevhid inancının önündeki en büyük engel, şirk olgusudur. Fakat bazı
şirkler açık açık bilinirken, bazı şirkler gizli olduğundan,
farkedilmemekte, yahut insanlar düşünüş biçimlerinde bir takım şirk
pislikleri bulunduğunun farkına varamamaktadırlar.
Şirk olgusu bizim toplumumuzda nasıl tezahür etmektedir?
Bunu bir hadîs-i şerîf ile izaha çalışalım. Peygamberimiz (ass) şirk
konusunda bizleri uyarıyor: "Ümmetimden en çok korktuğum şey, Allah'a
şirk koşmaktır. Ama dikkat edin, Ay'a, Güneş'e veya puta tapacaklar,
demiyorum. Fakat Allah'ın rızasının dışındaki gayeler için harekette
bulunacaklar ve gizli şehvet, yani riya ve gösteriş duyguları
taşıyacaklar, demek istiyorum." (1)
Şirkin en açık tezahürü, Allah'ı bırakıp da başkalarını Rabb
edinmektedir. Bu nokta üzerinde Kur'an çok durmaktadır. İşte bir örnek
ayet-i kerîme:
"İnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak
benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin
Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri
zaman, bütün gücün Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının şiddetli
olduğunu keşke bilselerdi! Nitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce
uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır. Uyanlar:
"Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi
biz de onlardan uzaklaşsak' derler. Böylece Allah onlara, hasretini
çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemde ebedî kalırlar." (2)
Bir başka ayette de şöyle buyrulmaktadır:
"Allah'ın kendisine Kitap verdiği, hikmet verdiği, peygamber gönderdiği
insanoğluna: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin." demek yaraşmaz, fakat:
"Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabbe kul olun." demek yaraşır."
(3)
Bu ayetten çıkan sonuç şudur: İnsanlar arasında, Allah'a çağırıyormuş
gibi yaparak insanların kendilerine kulluk etmeleri için çalışanlar var.
Böylelerine, böyle bir teklif yakışmaz, diyor Kur'an. Yapılması gereken
şey, insanların (hâşâ) kendimize değil, Allah'a kulluk etmelerini
sağlamaya çalışmaktır.
Kur'an hiçbir şeyi boşuna gündeme getirmez. Bu gibi haller her çağda,
her toplumda bulunduğu içindir ki, Kur'an bunu gündeme getirmektedir. Bu
anlatılanlar başka toplumların veya başka çağların değil, aynı zamanda
bu çağın ve bizim toplumumuzun da en büyük hastalığıdır. Esasen
Kur'an'ın her uyarısı, şimdi ve burada olan bir soruna işarettir.
Kur'an böyle uyarıyor ama bazıları buna kulak asmıyorlar. Daha da
kötüsü, bazı kişiler, düşünüş tarzlarındaki şirk pisliklerini, bir şirk
olarak bile görmemekte, şirke bulanmış bozuk düşüncelerini, İslâm
inancının hası, özü zannetmekte, kendileri gibi düşünmeyenleri de inanç
dışında görebilmektedirler.
İnsanlar arasında görülen sıkıntılardan birisi de, üstadlarını ve
şeyhlerini yanlış anlamaktan ileri gelmektedir. Yanlış anlama olmasa
bile, üstadının görüşlerini İslâm'ın kesin ölçüleri gibi alınca, iş
tehlikeli hale gelmektedir. Sözgelimi bir insan, üstad bildiği bir
değerli insanı eleştirdi diye bir ilim adamını defterden siliyorsa,
burda da bir şirk tehlikesi vardır. Bir insanın müslümanlığını ölçmek
için, benim şeyhimi ne kadar seviyor ölçüsü ile hareket edenler için de
aynı tehlike vardır. Allah için olması gereken bir işi, kendi üstadı
veya şeyhi için istediğinden dolayı, inancına şirk bulaştırabilir.
Tevhid ile şirk arasındaki çizgiyi ayırdetmekte güçlük çeken insanlara
Kur'an'ın dilinden şu soruyu yöneltmek gerekiyor: "De ki: Ey cahiller!
Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?" (4)
Hiçbir inançlı insan, kendi hayatında şirk olmadığını zannetmesin.
Müşrik, inançlı insandan çıktığına göre, kafirden müşrik çıkmayacağına
göre, inançlı insanların çok dikkatli olmaları gerekmektedir.
"Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı
da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost
edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı." (5)
Bu ayetten çıkan sonuç da şudur:
1- İnsanların hepsinin Allah'ın hidayeti üzere olmaları mümkün değildir.
Kimisi doğru yolda olur, kimisi sapık yolda olur;
2- Sapık yolda olanların bir kısmı sapıklık üzere olduklarını
farketmezler veya kabul etmezler. Bunlardan bazıları, kendilerini doğru
yolda zannederler. Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmelerine rağmen
kendilerini Allah'ın yolunda zannederler. Ama onların böyle
zannetmeleri, onların doğru yolda olduğunu göstermez.
Bir başka şirk tehlikesi de şurda: İslâm'ın görüşü denildiğinde sadece
tek kişiye itibar ediliyor veya filanca üstad ne yazmışsa doğru olarak
alınıyor ve o üstadın görüşlerine aykırı bütün görüşler gayr-i islâmîdir
zannedilerek reddediliyorsa, burda da kişiler üstadlarını Rabb edinmiş
oluyor ve şirke giriyorlar.
Allah'ı bırakıp da başkalarını Rabb edinmeme yahut Allah ile birlikte
başkalarını Rabb edinmeme ve Allah'a bazılarını şerik kabul ve ilan
etmeme konusunda Kur'an-ı Kerîmin hassasiyetini yansıtan ayetlerden
birkaçı ile birlikte sevgili Peygamber'imizin (ass) de bu konudaki
uyarılarını yazımızın başında vermiştik.
Kur'an'ın beyânına göre, insanların çoğu, Allah'a inanırlar ama şirk
koşmadan inanamazlar. Bu gerçeğe, Yusuf sûresinde işaret edilmektedir.
(6) Bununla birlikte, Kur'an'ın bizden istediği şudur: "Allah'a şirk
koşmaksızın O'na yönelerek dini hanîf insanlar olun. Allah'a şirk koşan
kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgârın bir uçuruma attığı
şeye benzer." (7)
Nedense inançlı insanların çoğu, sanki bu uyarılar kendilerini hiç
ilgilendirmiyormuş gibi davranmışlar, hayatlarında veya inanış
biçimlerinde şirk bulunup bulunmadığını, Allah ile birlikte başkalarını
Rabb edinmek gibi bir tehlikenin kendileri içinde de geçerli olup
olmadığını pek dikkate almamışlar.
Günümüzde de ısrarla bu körlüğünü sürdüren ve "Kur'an ayetleri bize
hitabetmiyor" düşüncesi içinde olanlar yahut "Kur'an ayetleri bizi
uyarmıyor, onun bütün uyarıları, Hristiyan ve Yahudilere yöneliktir,
müşriklere yöneliktir, münafıklara yöneliktir." zannı içinde olanlar
var. Oysa bütün Kur'an ayetlerinin asıl muhatabı, önce müminlerdir,
sonra diğerleridir... Yoksa "Bu ayetler bize hitabetmiyor, geçmişte olup
biten bazı olayları aktarıyor." diye düşünürsek, kendilerini uyarmak
için gönderilen ayetleri hiç üstlerine almayan ve "Bunlar esâtîru'l
evvelîn'dir, geçmiş toplumların hikâyeleri, bunlar bizi
ilgilendirmiyor." (8) diyen Mekke'nin cübbeli müşriklerinden farkımız
kalmaz.
Karşımızda duran vahîm tabloyu daha net olarak gözler önüne sermek
gerekirse, dinî bir konuda, herhangi bir ilim adamının veya herhangi bir
üstadın görüşlerini kesin doğrularmış gibi kabul eder ve bütün
müslümanlarm inancını bu görüşe göre yargılamaya kalkışırsak, Hristiyan
ve Yahudilerin haham ve rahibleri konusundaki hatalarına düşmüş oluruz.
O zaman Kur'an bize der ki: Ey Müslümanlar, Allah'ın kesin nassları gibi
gözünüz önünde dururken, niçin onun yerine şeyh ve üstadlarınızın
yorumlarını nass gibi benimsiyorsunuz ? Ey Müslümanlar, niçin Allah
dururken gidip şeyh ve üstadlarmızı Rabb ediniyorsunuz?
Böyle bir ilahi ikaza muhatab olabilecek insanlar Kur'an'ı Kerim'in
şedid uyarısını işitmiyorlar mı? "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını,
papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rabbleri olarak kabul ettiler. Oysa
tek İlâh'tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka
ilah yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir." (9)
İmam Ahmet, Tirmizî ve İbn Cerîr'in muhtelif kanallardan bu ayet-i
kerîmenin yorumu sadedinde naklettikleri o meşhur Adiyy bin Hatim (ra)
anlatımını hemen herkes bilir. Ama nedense bu uyarıların kendi
hayatımızdaki yerini pek araştırmayız. Yukarıdaki ayet-kerîmeyi Adiyy,
Peygamberimizden ilk işittiğinde,, "Nasıl olur, onlar haham ve
rahiblerine ibadet etmezlerdi." diyerek Allah'ın Rasûlü'ne (ass) itiraz
ediyor. Allah'ın Rasûlü de, "Evet, ettiler..." diye üsteliyor ve konuyu
şöyle açıklıyor: "Haham ve rahibler kendilerine uyanlara helâli haram,
haramı da helâl kıldılar, insanlar onlara uydular. Yahudi ve
Hristiyanların haham ve rahibleri Rabb edinmeleri ve onlara ibadet
etmeleri işte bu şekilde olmuştur." (10)
Bugün bazı kişiler, bu ayetlerdeki uyarıların kendilerini
ilgilendirmediğini zannediyorlarsa yanılıyor! Çünkü Allah'ın helâllerini
birtakım insanların yorumlarıyla haram, yahut Allah'ın haramlarını
birtakım yorumlarla helâl hale getiren kimseler de bunlara uyanlar
tarafından Rabb edinilmiş sayılır. Kur'an'ın hükmü Rasûlüllah'ın (ass)
izahı gayet açık: Hristiyan Yahudilerin rahib ve hahamlarını Rabb
edindikleri gibi siz de din büyüklerinizi, üstadlarınızı, şeyhlerinizi
Rabb edinmeyin.
Bu itibarla, kendileri gibi düşünemeyenleri, zındık ilan edenler, bir
ayet-i kerîmeyi kendi itibar ettikleri herhangi bir ilim adamı gibi
yorumlamayan bazı alimleri Haricîlikle, zındıklıkla suçlayanlar,
paçamıza sıçrayan çamur kadar bile değeri olmayan basit insanlardır.
Allah'ın yüce dini böyle basitliklere teslim edilemez.
İslâm dini, 21. yüzyılda insanlığın tek kurtuluş çâresi olan büyük bir
sosyal projenin adıdır. Bu ilahî projenin tüm renk ve desenleriyle bütün
halinde anlatıldığı kaynaklardan beslenerek kendilerini yetiştiren
insanların, bir avuç ham yobazın estirdiği fitne rüzgârlarına pabuç
bırakmaları beklenez herhalde.
Her müslüman şirke ve tuğyana geçit vermeme konusunda Hz. Yusuf (as)
gibi kesin kararlı olmak zorundadır: "Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve
ahireti inkar eden bir milletin dinini bırakmışımdır. Atalarım İbrahim,
İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a her hangi bir ortak koşmak bize
yaraşmaz; bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lûtfudur; fakat insanların
çoğu şükretmez." (11)
01 İbn Mâce, Zühd 21
02 Bakara, 2/165-167)
03 Al-i Imran, 3/79)
04 Zümer, 39/64)
05 A'raf,7/30)
06 Yusuf, 12/106
07 Hacc, 22/31
08 En'am, 6/25; Enfal, 8/31; Nahl, 16/24; Müminûn, 23/83; Furkan,25/5;
Neml, 27/68; Ahkaf, 46/8; Kalem, 68/15; Muttaffifîn, 83/13
09 Tevbe, 9/31
10 İmam Ahmed bin Hanbel, Tirmizî, İbn Cerîr, İbni Kesir
11 Yusuf, 12/37-38
|