|
||||
|
||||
|
|

GAYBI KİM BİLİR ?
|
Hikmet Zeyveli, İktibas Dergisi, Sayı: 122, Şubat 1987 |
|||
|
A. ALLAH VE
GAYB BİLGİSİ 1. Gayb Nedir? Vasıtalı veya vasıtasız, duyu orgarılarımızla ulaşamadığımız ve ilmimizle ihata edemediğimiz her şeye "gayb" denir. Gayb sahasının zıddı "müşahede" sahasıdır. Gaybı iki
kısma ayırabiliriz. a) Mutlak gayb: Beşer imkan ve kabiliyetleriyle -dünyada- hiçbir
zaman ihata edilemeyen saha Allah'ın zatının ve
meleklerinin mahiyeti; kıyamet, ahiret, hesap, cennet-cehennem
ahvali... bu tür gayba örnek verilebilir. b) İzafî (basit) gayb: Zaman, mekan, imkan ve kabiliyet farklarından
dolayı bir kısım insanlar için ulaşılmaz,
ihata edilmez iken diğerleri için ulaşılan, ihata edilen
saha. Yakın bir geçmişe kadar, huzurda bulunmayan bir
kimsenin hareket ve konuşmaları gayb iken, günümüzde, çeşitli
imkanlarla (radyo, teyp, TV, video vb.) bunlar -kısmen de olsa-
gayb olmaktan çıkarılmışlardır. Bunun gibi, geçmişte
gayb olan birçok saha (coğrafya, astronomi vb. dallarda) artık
müşahade sahasına sokulmuşlardır. Mesela, bir güneş
veya ay tutulmasının zamanının önceden ihbarı
artık "gaybden haber vermek" değildir. 2. Kur'an'da
Gayb Kur'an-ı
Kerîm'de geçen "gayb" kelimeleriyle. yukarıda tanımladığımız
iki tür gaybın her ikisi birden kasdedildiği gibi. ayrı
ayrı , mutlak ve izafî (basit) gayb'ler de ifade olunmuşlardır. "De ki:
...Eğer gaybı bilseydim (daha) çok hayır elde ederdim ve
bana kötülük de dokunmazdı..."(7/188) Ayette. kıyametin
ne zaman kopacağı gibi mutlak gayb'le beraber, hal ve
gelecekteki izafî (basit) gayb, ikisi birden kasdedilmektedir. "...Ey babamız, oğlun hırsızlık yaptı. (Gerçi)
biz ancak bildiğimize şahitlik ettik, gaybı bilenler değildik.
(Yani işin içyüzünü bilmiyoruz)" (12/81) Ayette izafî (basit)
gayb kasdedilmiştir. " ...Onlar ki; gaybe iman ederler, namazı ikame ederler,
kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler."(2/3)
Bu ayette imana konu olan gayb, izafî ı basit) gayb değildir.
Çünkü basit gayba inanmanın, muttakiler için övgüye sayan bir
meziyet olarak, namaz kılmak ve infak etmekle beraber anılmasının
mana ve hikmeti olamaz. O halde ayette kasdedilen, Allah'ın vc
meleklerin varlığı, ahiret hayatı, hesap günü.
cennet-cehennem... gibi konular, yani, 'mutlak gayb" dır. 3. Gaybı Kim Bilir? Kur'an-ı Kerîm'de, genel anlamıyla gayb'ın
ancak Allah tarafından bilineceğini kesin ifadelerle bildiren
birçok ayet vardır. Sadece
birkaçını verelim: "De ki: Göklerde
ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez.. ."(27/65)
"De ki: Gayb(ı bilmek) Allah'a mahsustur..." (1O/2O) "Gaybın
anahtarları O'nun yanındadır. Onları. O'ndan başkası
bilmez..."(6/59) "Onlar: ... Bizim bilgimiz yok, derler,
gayb'leri bilen yalnız sensin, sen."(5/1O9) 4. Allah'ın
Gaybı Bildirmesi Gaybın
mutlak sahibi ve alimi olan Allah'ın, dilediği takdirde,
dilediği kimselere gaybını bildirmesi aklen mümkün ve
caizdir. Ancak bunun vuku bulmuş olduğu ve kimlere gaybın
bildirildiği veya bildirilebileceği ancak nass'la
bilinebilecek bir konu olduğundan, ilgili gibi görünen iki ayeti
inceleyelim: Birinci ayet
"...Allah sizi gaybe vakıf (muttali) kılacak değildir;
fakat AIlah,
resullerinden dilediğini seçer, (onlara gaybı bildirir)."(3/179) İkinci ayet: "O, gaybı bilendir; kimseyi gaybına vakıf
(muttali) kılmaz. Ancak razı olduğu resulleri (vakıf
kılar)." (72/26-27) Bu ayetlerde, Allah'ın, gaybını ancak peygamberlere
bildirebileceği; Peygamberler dışında hiç kimseye
bildirmeyeceği hususu gayet sarihtir. Müfessirler bunlara
dayanarak her çeşit kehanet iddialarını batıl
saymışlardır. (Keşşaf tefsiri, 72/27 ayetinin
yorumu) Peygamberlere bildirilen gaybın türü ve bu bildirilmenin ne şekilde
olduğu konusunda müfessir Taberî (O.31O H)'nin verdiği bir
yorum aydınlatıcıdır. "Gayb bilgisinden dilediğini nebilere indirir. Resulullah (s,)'a
da Kur'an gaybı'nı indirmiştir. Onda (Kur'an'da), kıyamet
günü vuku bulacak gaybı bize bildirmiştir." (Tefsîr,
72/26-27 ayetlerinin yorumunda, Abdurrahman b. Zeyd'den) Bu tefsirden,
yukarıda verilen ayetlerde kasdedilen gaybın, mutlak gayb olduğu
ve bu gaybın ancak tebliğ olunan bir vahiyle (son
peygambere Kur'an'la) bildirildiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla bildirilen gayb, peygamberler aracılığıyla
bütün muhataplara iletilmek zorundadır. Gaybın
yegane iletim vasıtasının vahiy olması hikmetine
mebni olmalıdır ki, bizzat Kur'an'a "Gayb" isminin
verildiğini ifade eden tefsirlere rastlıyoruz. "O (Muhammed),
Gayb'den dolayı itham altında tutulamaz." Müfessirler,
bu ayette geçen "gayb"le "Kur'an"ın kasdedildiğini;
özellikle müşriklere hitap eden bu ayetle, gaybî ihbarları
ihtiva eden Kur'an': tebliğ etmekte olan Hz. Peygamber (s)'in, yalancı,
kahin ve benzeri ithamlarla zan altında bulundurulamayacağını
bildirmektedir. (Taberi ve
ibn Kesîr tefsirleri, ilgili ayet)
Bütün bunlardan, her peygambere olduğu gibi, son peygamber
Hz. Muhammed (s)'e de, Kur'an'la bazı gayb'lerin bildirildiği
kesinlik kazanmaktadır 5.
Kur'an'da Gayb Haberleri Kur'an, mutlak
gaybın yegane kaynağıdır. Kur'an'la bildirilen
mutlak gaybe (Allah'a, meleklere, hesap gününe...) inanmamız
kulluğumuzun gereği ve göstergesidir. Buna karşılık,
Kur'an'ın (vahyin) dışında hiçbir beşer kaynağın
mutlak gayb hakkında doğru haberler verebileceğine
inanmamamız da teslimiyetimizin göstergesidir.Kur'an'da mutlak
gaybın yanısıra izafi (basit) gayb haberlerinin de
bildirildiğine şahit oluyoruz. Mazi(geçmiş), hal (şimdiki
zaman) ve istikbal (gelecek) haberleri diye sınıflandırabileceğimiz
bu gaybî ihbarlara ömekler verelim. a) Mazi'den gaybî ihbarlar: Kur'an'da, geçmiş
toplumlara ve peygamberlere dair verilen kıssaların büyük
bir kısmı muhataplarca biliniyor olmasına rağmen, bu
bilgilerinin eksik ve yanlış yönleri de mevcuttu.
İşte bu eksik ve yanlış yönler, Kur'an'da, Allah
tarafından gaybî ihbarlarla tamamlanıp tashih edilmişlerdir. "Bunlar,
sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberleridir.." gibi ayetlerle
bu tür ihbarlar kasdedilmiştir. (11/49, 12/1O2, 3/44,..) b) Hal'den gaybî ibbarlar: Hz. Peygamber (s). vahiy aldığı dönem boyunca, kendi gıyabında ve aleyhinde vuku bulan olayların ve sözlerin bir kısmından Kur'an'ın gaybî ihbarlarıyla haberdar edilmiştir. Hasr: 11-12; Muhammed: 16:Ahzab: 1O-2O; Tevbe; 42-52, 64,68, 73, 1O1, 1O7-11O; Munafıkün: 1- ayetleri, hep münafık ve Yahudîlerin, Resulullah (S)'ın gıyabındaki tutum ve davranışlarını, sözlerini ifşa eden gaybî ihbarlara örnektirler. c)
İstikbal'den gaybî ihbarlar: Kur'an'da,
İslamın ve müslümanların yakın ve uzak geleceğine
dair birtakım gaybî haberlerin yanısıra (3/86; 5/13, 54.
24/55; 48/16, 2O. 28; 61/8, 9, 13 gibi) özel müstakbel ihbarlara da
rastlanmaktadır: Miladî 614 yıllarında;
mecüsî İranlılar kitab-ehli olan Bizanslıları
Suriye'de hezimete uğrattıklarında, Cenab-ı Hakk, 4
ila 9 yıl zarfında (arapça kelime bunu ifade ediyor)
Bizanslilann galip geleceğini ihbar etmiş (3O/1-2) ve bu ihbar,
622 yılından itibaren gerçekleşmeye başlamıştır.
Takip eden yıllarda ise Bizanslıların galibiyeti zirveye
ulaşmıştır. B. HZ. PEYGAMBER VE GAYB BİLGİSİ 1.
Genel Birinci bölümde,
her çeşit gaybın ancak Allah tarafından bilinebileceğini
ve O'nun tarafından peygamberlere vahiy yoluyla bildirilenlerin
dışında hiç bir kimsenin, hiç bir gaybe vakıf
olamayacağını ayetlerle işledik. Acaba bu genel
kaideden Hz. Peygamber (S) istisna edilemez mi? Allah dilerse, vahyi vasıta
kılmaksızın, Hz. Peygamber
(S)'e bazı gaybleri bildiremez mi? Aklen mümkün
ve caiz olan bu durumun "vuku" bulduğuna dair, subütu ve
delaleti kesin bir nassın olmadığım; yukanda, Cinn:
26-27 ayetlerini tahlil ederek ortaya çıkarmış
bulunuyoruz. Ayrıca
"De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri yanımdadır,
demiyorum. Ve ben gaybı da bilmem; size, ben bir meleğim
de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." (6/5O, benzeri: 11/31) gibi
ayetler, Hz. Peygamber (S)'in vahiy yolunun dışında, gaybı
bilebileceği ihtimalini tamamen yok ediyor, kanaatındayız. Hz. Peygamber (S)'in hayatından bazı meşhur olayların ve sözlerin Kur'an ayetleriyle nasıl uyum sağladıklarını örneklemeye geçmeden önce, zihinlerde oluşması muhtemel bir soruyu hatırlatalım. Resülullah (S), Kur'an-dışı vahiy almamış mıdır? Kur'an'da bulunmayan bir çok rivayetlere bize gelen gaybî ihbarlar bu tür bir vahiyle bildirilmiş olamaz mı! Kur'an-dışı (gayr-ı metlüv) vahiy iddiası ötedenberi savunulan bir tezdir. Resülullah(S)'in her söylediğinin veya -en azından- din ile ilgili konuşmalarının vahiy olduğu iddiasına, gerçekte, Kur'anî bir mesnedin bulunmadığı hususunu başka geniş bir incelemeye bırakarak, şimdilik, bu konuda Buharî'den birkaç yerde geçen bir rivayeti vermekle yetiniyoruz: Şîa'nın iddiasına göre, güya, Hz.
Peygamber (s), Ehl-i Beyt'e hususî vahiyler tebliğ etmiştir.
Sahabeden Ebu Cuhayfe (r), Hz. Ali (r), ye, bu iddiayı kasdederek
soruyor: "Sizin yanınızda Allah'ın kitabından
ve AIlah'ın her müslümana bahşettiği kavrayıştan
ve bir de şu sahîfe'den başka birşey yoktur."(Buharî:
K:3.B: 39, K: 56, B: 24, 31 K: 96, B: 5: Fethu'l-barî, Beyrut Basımı
C.l.s.2O4 Aynı hadislerden sözü edilen 'sahîfe"nin; Hz.
Peygamber(s)'in Medine'ye hicretinden kısa bir süre sonra yazdırdığı,
bütün Medine halkımn hukukunu tanzim eden ve İbn Ishak (ö.
151 H) sîretinde tam metnini bulabildiğimiz "Medine Anayasası"
olduğunu çıkarabiliriz. (Ibn
Hişam Kahire Basımı C.l-2,s.5O1-5O4) 2. Mazi
Bilgisi ve Peygamber Hz. Peygamber
(s), Allah'ın bildirdiği gayb haberlerinin dışında
geçmişe dair vasıtasız hiçbir bilgiye sahip bulunmadığı
gibi, bu kabil haberleri bilme sorumluluğu ve konuşma yetkisi
de yoktur. Ashab-ı
Kehfin sayıları hakkında üçtür, beştir.. gibi
"recmen bi'l-ğayb" . (mesnedsiz tahminlerde) makam tayin
eden kimselere, Hz. Peygamber (s)'in ; şöyle
söylemesi emredilmiştir: "De ki: 'Onların sayısım
en iyi bilen Rabbim'dir" Onlan pek az kimseden başkası
bilmez. Onlarla (bu konuda) tartışırken sana
bildirilenden başka birşeyle tartışma ve onlar (Ashab-ı
Kehf) hakkında kimseden birşey de sorma."(18/22) Ayet
mealinde altı çizilen bölüm, Taberî tefsirinde Mücahid'in
yorumu esas alınarak meallendirilmiştir. Demek ki Hz. Peygamber (s) geçmişe ait gaybi konuda, ne Allah'ın bildirdiğinden fazlasını söyleyecek ne de başkasına danışacaktır. 3. Hal Bilgisi ve Hz. Peygamber "Risalet hayatı boyunca, çeşitli yerlerde gıyabında cereyan eden sayısız hadiseleri Hz. Peygamber'in şahsen bilmekte olduğunu iddia etmek, onu beşer hüviyetinden çıkarmak demektir. Muhiti haricindeki hadiseler bir yana, kendi çevresinde fakat gıyabında vukü bulan şeyleri, söylenen sözleri, zihinlerden geçirilenleri vahiy olmadan Hz. Peygamber'in bildiğine delil olabilecek Kuran-ı Kerîm'de hiç bir ayet bilmiyoruz." (Prof. Dr. M. Said Hatiboğlu-Gaybî Hadisler Mes'elesi, A.Ü. îlahiyat Fakültesi Ders Notları, s.8) Resulullah (s)'ın hayatından, hal gaybını da bilmediğini te'yid eden bir çok olay ve rivayetlerin sadece bir kaçını vermekle yetineceğiz: a) Hz.
Peygamber (s)'in bazı istihbaratçılar istihdam ettiği
tarihen bilinen bir gerçektir. Bunlardan bir kaçının ismi
zikredilmektedir. (Mesela, Muslim: K:33, hadis:145, Cuheyne'li ikisi için
bkz. îbn Sa'd, c.2, s.617) Demre'li Amr.b. Umeyye ise bu işte en
başanlı olup müslüman olmadan önce de aynı görevi
yapmıştır. (M. Hamidullah-İslam Peygamberi,
3.B..C.1.S.317-322) Daha önce müslüman olmasma
rağmen ancak Mekke'nin fethinde İslamiyetini izhar eden Hz.
Abbas (r)'ın, Mekke'den müşriklerin durumunu Resulullah (s)'a
rapor ettiği de bildirilmektedir. (El-îstîab, Hz. Abbas maddesi) Gaybı
bilen bir insanın böylesi beşeri yollara baçvurması
gereksiz olurdu. b)
Resulullah (s), vahiyle ikaz edilmedikçe muhatabının sözlerindeki
yalanlara -her zaman- vakıf olamamaktadır. Münafıklann,
söyledikleri hilafına olan kötü niyetleri, çoğu durumlarda
ayetlerle ifşa edilerek Hz. Peygamber (s) durumdan haberdar edilmiştir.
(47/29-3O, 68/8,9/42-43, 64,94) Çünkü Hz. Peygamber (s)'in, çevresindekilerin
içyüzlerini bilmesi münafıkları tanıması -açık
deliller mevcut olmadıkça -mümkün olmamaktadır. Allah Tevbe/1O1,
ayetinde şöyle buyuruyor: "Çevrenizdeki bedevilerden ve Medîne
halkından nifak üzerinde direnen münafıklar vardır.
Sen onlan bilmezsin, onları biz biliriz..."Görüldüğü
üzere Hz. Peygamber (s) huzurundaki ve çevresindeki ikiyüzlüleri tanıyamamaktadır. c) Mureysî
gazvesi dönüşünde, Resulullah (s)'ın mubarek zevcesi Hz. Aişe
(r)'ye münafıklarca en iğrenç iftira (ifk) yapılmış
ve Medîne kısa zamanda bu azim iftirayla çalkalanmıştır.
Hz. Peygamber (s), sevgili zevcesi hakkındaki bu dedikodulan
kesinlikle tekzib edememiş çaresizlik içerisinde ashabıyla
istişarede bulunmuş, bu arada Hz. Aişe (r)'yi de babasının
evine göndermiştir. Günlerce süren ve hem Resulullah (s) hem de
zevcesi için ızdırap veren bu ahval içerisinde, bir gün Hz.
Peygamber (s)
hasta yatmakta olan Hz. Aişe (r)'nin başı ucunda, ona
şu sözleri söylemektedir: "Ey
Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı.
Eğer günahsız isen Allah seni mutlaka temize çıkaracaktır.
Yok eğer bir günaha bulaştı isen Allah'dan mağfıret
dile, O'na tevbe, et..." (Birçok kaynak meyanında, Buharî,
tefsîr, 24. Sure.
B;)+ K;52. B;15.
K;64, B;34, Muslim; K;49, hadis: 56,
İbn Hişam, C.1-2,s.3O1 Taberî-Tefsir, 24, 11 ayetinin yorumu) Şayet Hz. Peygamber (s) gaybı bilseydi, bu hitabından kısa
bir süre sonra, Kur'an'la masum olduğu kıyamete kadar bütün
insanlara ilan edilen Hz. Aişe (r)'yi ta kalbinden yaralayan ve göz
pınarlarındaki yaşları kurutan bu sözleri
sarfederler miydi? Bu tasvir, gaybı bilme istidadında olmayan bir peygamberin
hayatından , ızdıraplı bir kesiti sergilemektedir. .
Sonunda bildirilen gayb ise kıyamete kadar okunan Kur'an
olmuştur. ;(24/1O-2O) Bu nokta unutulmamalıdır. d)
Hicretin 9 yılında Tebük Seferine çıkılmadan hemen
önce, Medîne'nin Kuba yakınlarındaki bir banliyösünde
oturan bazı kimseler, Peygamber Mescidi'ne gelişin zorlaştığı
yağmurlu ve soğuk günlerde namaz kılmak amacıyla
bir semt mescidi inşa ettiklerini haber vererek, Resulullah (s)'tan,
gelip ilk namazı kıldırmak suretiyle mescidlerini meşrulaştırmasını
rica ederler. Hz. Peygamber (s), teklifi kabul etmekle beraber, sefere
çıkmak üzere olduğundan bu küşadı (açılış)
sefer dönüşü yapacağına dair onlara söz verir. Oysa
sefer dönüşü esnasında Allah Teala, vahiyle, yeni mescidin
münafıklarca bir klik oluşturmak, müslümanları zarara,
küfre ve tefrikaya düşürmek amacıyla inşa edilmiş
olduğunu ihbar ederek Resülune, o mescidde asla namaz kılmaması
emrini verir.(9/1O7-1O8) Bunun üzerine Hz. Peygamber (s), birkaç müslüman
göndererek sonradan "Dırar Mescidi" diye anılacak
bu fe sat yuvasını yıktırır. (Ibn Hişam:
1-2/529-3O, Vagıdî, 1O45-49, Taberî-Tefsîr, 9:1O7 ayeti
yorumunda da) Bir kere daha, Hz. Peygamber(s)'in, karşısındaki
münafıkların kalblerindekini bilmediğini müşahade
etmekteyiz. e) Hz.
Peygamber, aynı zamanda "ulu'l-emr"i bulunduğu müslümanlar
için ve hatta bütün Medîne ehli için son kaza (yargı)
merciidir (4/64, 65, 1O5, 2/213, 5/48) Ancak, hüküm
vermede Kur'an'ı Kerîm'i esas almasına rağmen, Hz.
Peygamber, davacılarca veya şahitlerce verilen ifadelerin doğru
veya yanlışlığını nasıl tefrik
edebiliyordu? İşte aşağıda verilen ifadeler
"gaybı bilmeyen" bir peygamberin bu konudaki endişe
ve uyarısını dile getiriyor: "Ben ancak bir beşerim. Siz bana bazı davalarla geliyorsunuz.
Mümkündür ki bazınız (haksız olduğu halde)
savunmasını (karşı taraftan) daha iyi yapabilir ve
ben de duyduklarıma dayanarak (isabetsiz) bir hüküm verebilirim.
Böyle bir durumda, kardeşinin hakkında kendi lehine bir
şey hükmettiğim (haksız) bir kimse sakın onu almasın.
Çünkü kendi lehine hükmettiğim (gerçekte) ateşten bir parçadır
onun için." (Muvatta: K:36, B:1; Buhari:K:46, B:16 ve diğer
yerler Müslim: K:3O, hadîs:4 ve 5) Bu bölümü bitirirken, büyük imam ve büyük alim Ebu Hanife (r)'nin de
gayb ile ilgili görüşünü verelim: "..Kalblerde olanı ancak Allah ve Allah'ın kendisine vahyettiği
bir peygamberden başka kimse bilemez. Vahiy olmadan, kalblerde
bulunanı bildiğini iddia eden, Alemlerin Rabbi'nin ilmine
sahip olduğunu iddia etmiş olur. Kalblerde ve hariçte, Allah'ın
bildiğini kendisinin de bildiği iddiasında bulunan insan
büyük bir cürüm işlemiş cehennem ve küfrü hak etmiş
olur." (İmam-ı Azım'ın Beş Eseri, Çev. Mustafa
öz, İstanbul, 1981, s.29, Arapça metin., s.24)
4. İstikbal Bilgisi ve Peygamber Kur'an-ı
Kerîm'de bütün peygamberlerin, kendilerinden sonraki olaylar hakkında
bilgi sahibi olmadıklarına işaret eden ayetler vardır.
(5/1O9, 116-117) Son Peygamber
Hz. Muhammed(s)'m de bu konuda bir ayrıcalığının
olmadığı, yukarıda temas ettiğimiz "De ki:
...Ve ben gaybı da bilmem..." (6/5O) ve "De ki:...Eğer
gaybı bilseydim (daha) çok hayır elde ederdim.."(7/188)
gibi ayetlerle açıklığa kavuşuyorsa da, ilave
olarak iki ayet ve Resulullah (s)ın hayatından bu ayetleri
te'yid eder birkaç olay vererek konuyu biraz daha netleştirmeye çahşacağız. Birinci ayet
: 34 "Kıyametin
(ne zaman kopacağının) ilmi ancak Allah'ın katındadır.
Yağmuru O yağdırır ve rahimlerde olanı O bilir.
Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç
kimse nerede öleceğini bilemez. (Her şeyi) bilen ve (her
şeyden) haberi olan Allah'tır." Bu ayetin meali,
pek cüz'i farklarla hadis olarak da rivayet olunmuştur. (Mesela,
Buharî: K:65, Tefsir, Luqman Suresi) Hz. Aişe (r)'den aşağıya
alacağımız rivayet ise, ayet mealindeki "Hiç kimse
yarın ne kazanacağını bilemez." hükmünün
şumülü hakkında bize fikir vermektedir. Hz. Aişe (r)'den rivayet olunan biraz uzunca hadisin konumuzla ilgili olan bölümü şöyledir: "Üç şey var ki, kim bunları iddia ederse Allah'a en büyük iftirayı yapmış olur. (...) Ve kim, O (Hz. Peygamber) yarın ne olacağını haber vermiştir, derse Allah'a en büyük iftirayı yapmış olur, çünkü Allah "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez."(28/65) buyurmuştur." (Müslim: K: 1, hadis: 287) Buharî'de ise rivayetin son bölümü şöyledir: "...Ve kim sana, O (Hz. Peygamber)yarın ne olacağını biliyordu, derse şüphesiz yalan söylemiş olur. Çünkü Allah "Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez (31/74) buyurmuştur." (Buharî:K:65. Tefsir, Necm Suresi, B:1 Buharî'den, ilgili bir olay daha: Bir evde toplanan ve def çalarak Bedr'de şehîd düşen yakınlarına ağıt yakan kadınların yanına Resulullah (s) girince, ağıtçı bir kadın aynı nağme ile "Ve aramızda yarını bilen bir Nebî var!" diye ağız değiştirince Resulullah (s) şöyle buyurur: "Hayır, böyle söyleme (başka bir yerde 'bırak onu') önceki söyledîklerini söyle!" (Buharî: 64, B:12, K:67. B:48) Şarih İbn Hacer, bu haberden şu sonucu çıkarmaktadır.
"Hadiste, gayb ilminin yaratılmışlardan bir kimseye
nisbet edilemeyeceği hükmü de var." (Fethu'l
Barî, s.7, s.316, hadis: 4OO1) İkinci ayet Ahqaf: "De ki: (Diğer) Peygamberlerden benim bir yeniliğim (farkım
veya üstünlüğüm) yok. Bana
ve size ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana
vahyedilene uyuyorum ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım:"
(Ayetin ilk cümlesini Razî tefsirinde zikredilen bir görüşü
tercih ederek meallendirdik) Bazı müfessirler "Bana ve size ne yapılacağını
bilmem." cümlesiyle dünyadaki geleceğin kasdedildiğini
belirtirler. (Taberî-Tefsîr, ilgili ayet) Ancak bize göre, ayetin
manası, Allah'ın vahiyle bildiklerinin dışında
dünyadaki geleceği de, ahirettekileri de kapsamaktadır. Aşağıda
vereceğimiz olay bu kanaatımızı te'yid edici
niteliktedir: İlk müslümanlardan ve ilk muhacirlerden, ifrat derecede zahidane bir
hayata düşkün Hz. Osman b. Maz'ün (r), Medine'de Ummu'l-Ala
isminde bir kadının evinde misafirken vefat etmiştir.
Resulullah(s) techîz ve tedfininde bulunmak üzere Ummu'l-Ala'nın
evine vardığında kadın şöyle haykırmaktadır:
"Ey Osman, şehadet ederim ki şu anda Allah sana ikram
etmektedir." Resulullah (s) hemen müdahale eder: "Allah'ın
ona ikram ettiğini nereden biliyorsun" Kadın: "Anam
babam sana feda olsun ya Resulullah, peki Allah (ona etmesin de) kime
ikram etsin?" Resulullah(s) buyurur: "Bakın, Osman'a (Allah'ın
takdir ettiği) ölüm ulaşmıştır. Ben-şahsen-
onun için hayır ümit etmekteyim. Fakat -Vallahi- ben, peygamber
olduğum halde, bana ve size ne yapılacağını
bilmem." Ummu'l-Ala (r)
ilave ediyor" "Vallahi, bu olaydan sonra hiç kimseyi asla
tezkiye etmedim. (Yani ahiretteki durumu hakkında konuşmadım)" Bu rivayet
Buharî'de çeşitli yerlerde (mesela, K:91, B:27) olmak üzere birçok
kaynakta yer almaktadır. Bu konuda son
olarak İmam Malik (r)'ın Muvatta'sından bir rivayet
verelim: "Resulullah (s) Uhud şehitleri için 'Bunların
lehinde (Allah katında) şehadet ederim" deyince, Ebu
Bekr(r) 'Ey Allah'ın Resulu, biz de onların kardeşleri değil
miyiz?' der. Bunun üzerine Resulullah (s) buyurur: 'Doğru, fakat benden sonra neler yapacağınızı
bilmiyorum ki" (Muvatta, K:21, B:14, hadis: 32). SON SÖZ Kur'anî
veriler ve Resulullah (s)'ın hayatından bu verileri te'yid
eden olay ve rivayetlerle vardığımız sonuçları
şöyle özetleyebiliriz: 1) Allah'tan başka
hiçbir kimse gaybı bilemez. 2) Allah, her
çeşit gayb haberlerinden dilediğini, yalnız
peygamberlerine, vahyederek bildirmiştir. 3) Son
Peygamber (s)'e bildirilen gayb haberleri, Kur'an'da yer almış
olanlardan ibarettir. 4) Bunun dışında,
"Allah gaybı, dilediğine -dilerse- bildirir" formülüyle,
peygamberin dışındaki bazı kimselere de gaybın
bildirildiği iddiası -nereden gelirse gelsin- batıldır. Resulullah (s)'ın
hayatına dair, Kur'an-ı Kerîm dışında bize
intikal etmiş her eser (tefsîr, hadîs, sîret, tarih...) bu
hususlar gözönüne alınarak okunursa ayıklanması
gereken birçok rivayetlerin
mevcudiyetinin hemen farkına varılacaktır. Geçmişte
ve günümüzde, hurafe ve safsatanın menfezi olan bu zihniyetin (gaybın
bilinebileceği iddiasının) sahiplerini Kur'an-ı Kerîm'i
ve Resulullah(s)'ın sarîh sünnetini -basiret üzere- anlamağa
davet ediyoruz.
|
|||
| Başa Dön |
|
|
|
© Sorumlusu Kuranislami.com