|
İ'tikad, akade kökünden
türeme olup düğümlenip kalma, bir şeye bağlanma, bilerek inanma, aklen
ve kalben tasdik etme anlamına kullanılmaktadır. İslam’da i'tikad Allah
ile kulun yaptığı akitleşmedir. İtikad denildiğinde akdin konusuna giren
hususlar mevzu behistir. Akdin taraflan söz konusudur. Akde riayet söz
konusudur. Akdi bozmanın sonuçları söz konusudur.
Allah ile kul arasında yapılan akdin konusu Allah’a teslimiyettir. Bu
teslimiyet aklen kabul ve kalben tasdik edilecek ve yalnızca inanca
tealluk eden şeyler bilinecek ve kesin surette bunlara inanılacaktır.
Bunun kapsamına giren şeylere akide (üzerinde akid yapılan şeylerin
tümü) diyoruz. Akide dünya hayatı hakkında toplu bir görüştür. İnsan,
hayat ve kainat hakkındaki düşüncelerin toplamıdır. Bunun mutlaka
kesinlik ifade etmesi, tereddüte yer bırakılmaması gerekir. "Ortak
koşanlar diyecekler ki": "Allah isteseydi ne biz, ne de babalarımız
ortak koşmazdık, bir şeyi haram yapmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar
da öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tadmışlardı. De ki: "Yanınızda
bize çıkaracağınız bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz
sadece saçmalıyorsunuz." (6/148). Zanna uymanın saçmalama olduğuna
değinen Allahu Teala bir şeyi iddia edenlerin yanlarında Allah katından
bir delil (bilgi)in bulunması gerektiğini söylüyor. Böyle bir delile
sahip bulunmayanların iddialarının havada kalacağını, saçmalık
olacağını, zira zanna uymanın bu sonuçları doğuracağını belirtiyor.
"Onların çoğu zanndan başka bir şeye uymuyorlar. Zann ise gerçekten bir
şey kazandırmaz (ifade etmez). Muhakkak ki Allah onların ne yaptıklarını
bilir." (10/36). Zanna uymanın gerçekten birşey üzerinde bulunmamak
olduğu belirtilen bu ayette zannın; ayrılmaz bir bütün teşkil eden
gerçekten bir kısmının bile ifadesi bulunmadığı açıklanıyor.
İnsanlar arasında bile zanna uyarak hareket etmenin ne kadar kötü
sonuçlar doğurduğuna ve doğuracağına değinen ayetler, itikadda zann
bulunmasının asla kabul edilemeyeceğini, zannın bulunması halinde akdin
fesada uğrayacağını belirtmektedirler. Zira insanın Rabb'i ve Rabb'i ile
ilgili bilgiler bakımından yakın üzerinde olması ile ancak Rabb'i ile
yaptığı akdin sıhhatli olabileceği; aksi takdirde bu akdin fesada
(bozulmaya) yüz tutacağı Kur'an'dan açıkça anlaşılmaktadır. Bu itibarla
akdin (itikadın) konusunu yalnızca kesin bilgiler teşkil etmektedir, ki
İslam açısından bu kesin bilgiler Kuran ayetleridir.
Kuran ayetlerinin itikada müteallik olanları delalet bakımından iki
halde bulunurlar. Birinci hal "Dalaleti Kat'i" haldir ki, kendisinden,
ifade ettiğinin dışında birşey anlamanın mümkün bulunmadığı bir ifade
ile gelmişlerdir. İkinci hal ise "Delaleti Zanni" haldir. İtikada
tealluk eden ayetlerin delaleti zannı maksadı (kesin olmayan)
olanlarının bulundukları hal ile ve tafsil edilmeden kabullenilmesi ve o
hali ile itikadın konusu yapılması gerekmektedir. Zira gaybı olan
itikadı konular ancak gaybın sahibince açıklandığı kadarı ile
bilinebilir. Örneğin öldükten sonra dirilmeyi içimizde bizzat yaşayan
olmadığından öldükten sonra dirilmenın keyfiyeti hakkında Rabb'imiz
birşey açıklamış ise ancak o kadarını bilebileceğimiz ve açıklanan
kadarına inanmamız gerektiği açıktır. Misaller çoğaltılarak Cennet,
Cehennem, Melekler, daha önce gelip geçmiş peygamberler ve başlarına
gelenler, bunların çoğunun isimleri, Allah'ın mahiyeti, Kitab ve
Sahifeler, Ahiret Günü gibi itikadi konularda Kur'an'dan elimizde ne
miktar delil var ise o kadarıyla inanabileceğimiz, akidemizi yalnız
bunlar üzerine kurmamız gerektiği, akidede zanna yer bulunmadığı
sözkonusudur.
Ancak itikada tealluk eden ayetlerin birbirlerini açıklayabileceği,
sübüt bakımından kesin olan bir delilin zannı olan bir delil ile
açıklanamayacağı da bilinmelidir. Zira zann, kafi olanı açıklayamaz, bu,
usül bakımından yanlıştır. Bu itibarla tefsirlerde sakınılmadan yapılmış
olan zannı haberlerle sübütu kati nassların açıklanması esasından
yanlıştır. Zann, kesinliğe açıklık kazandıramaz.
"Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik
etmesinden gizleniyordunuz. Yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın
bilmeyeceğini zannediyordunuz." (41/22), "İşte Rabb'inize karşı
beslediğiniz bu zannınız, sizi helak etti, ziyana uğrayanlardan olup
çıktınız!" (41/23). "Herhalde siz zannettiniz ki Rasül ve mü'minler bir
daha ailelerine dönmeyecekler. Bu (düşünce) gönüllerinizde süslendirildi
(size güzel, doğru gösterildi), kötü zannda bulundunuz ve helakı hak
etmiş bir topluluk oldunuz." (48/ 12). Yukarıdaki ayetler ve daha
niceleri insanların Rabb'ine karşı besledikleri zanndan dolayı ziyana
uğrayacaklarını açıklamaktadır.
Zann, şüphe anlamına geldiğinden itikadda kesinlikle yeri yoktur.
İtikadda zannın çoğunun da, azının da yeri bulunmamaktadır.
Örneklendirecek olursak: "Öldükten sonra dirilmeye binde
dokuzyüzdoksandokuz, onda dokuz inanıyorum" demek nisbeti ne olursa
olsun ölümden sonra dirilmeye şüphe ile bakıyorum demektir. Bu ifadeyi
itikadımız kapsamında bulunan herşeye tatbik ediniz göreceksiniz ki
hiçbiri az da olsa zanna mütehammil değildir, yani zann götürmez. Zannın
azı da çoğu da itikadda yer almamalıdır. Zira Allah ile akitleşme
kesinlik üzerine bina olunmalıdır. Bu akidde bulunacak pek küçük
nisbette bir zann bile akdi fesada uğratır, bozar. Bozuk itikad ise
Allah nezdinde muteber değildir. Zira akdin gereğince muamele
olulabilmesi için kesin şeyler üzerine kurulmuş, yapılmış olması
gerekir. Aksi takdirde akid işlemez.
İtikadda (inanca tealluk eden şeylerin tümünde) kesin olma esastır.
Zanna ise hiç yer yoktur.
Amelde ise asıl olan kesinlik olsa da zannı galib (galib olan ihtimal,
gerçeğe en yakın ihtimal) genellikle kaidedir. Zira insan eksiktir,
acizdir. Amellerinde, galib zannına göre hareket etmesi, kuvvetle
muhtemel olan kanaatina göre davranması Allah indinde muteberdir. Allah
bağışlayıcıdır. Amellerindeki eksiklikleri, yanlışları için affı elinden
gelen çabayı göstermiş olanlar için esirgemeyendir. İnsanın eksikliğini
acizliğini Rabb'i bilir, tıpkı kendisiyle akitleşen kullarının O'nun
herşeyi bildiğini bildiği gibi...
Müslüman itikad çemberine giren hususlardaki inancının kesin olması
gerektiğini bilendir. Zanna yer verilmemesi icab ettiğine, ayetlerin
değindiği üzere inanandır. Kuran doğruluğunu kesinlikle belirttiği
şeylerin zanna tahammülü olmadığını açıklamaktadır.
Amellere (davranışlara) tealluk eden hususlarda ise zannı galib ile
hareket edilebileceğine yine Kuran işaret etmektedir.
|