|
||||
|
||||
|
|

KUR’AN’A YÖNELMEK...
|
Kur’an’ın Anlaşılmasında İki Mesele, Prof. Dr. Mehmet Sait Şimşek |
|||
|
İslam aleminin içinde bulunduğu durumdan İslam’a inanan aydınlar da memnun değildi. Onlar da arayış içerisindeydi. Ancak İslam’a yapılan saldırılar, onlara yeterince düşünme fırsatı vermedi. Devraldıkları kül-türün de doğurduğu bir takım problemler vardı. Batı taraftarlarının hakimiyeti eline geçirmelerinden sonra meselelerini özgür bir ortamda tartışma imkanını da yitirmiş oldular. İçine düşülen bu ortam insanlar arasında farklı akımların ve birbirlerine iyi gözle bakmayan değişik grupların ortaya çıkmasına neden oldu. Gerçi bu grupların ortak bir görüşleri vardı. Hepsi de müslümanların içinde düştükleri bu durumu, müslümanların İslam’dan uzaklaşmış olmalarına bağlıyorlardı. Ancak İslam’dan ne anladıkları konusunda birbirlerinden ayrılıyorlardı. İşte bu açıdan bu grupları üç temel gruba ayırmak mümkündür. a- Gelenekçiler: Müslümanların İslam’dan uzaklaşmalarını dış güçlerin komplolarıyla izah eden bu kesim, atalarından devraldıkları tüm inanç ve gelenekleri İslam olarak kabul ederler. Onlara göre Kur’an ve sünnetle uğraşmak, onları anlamaya çalışmak, affedil-meyecek bir bid’attir. Ehl-i Sünnet yolundan bir sapmadır. İslam olarak bize ne intikal etmişse, İslam işte odur. Değil Kur’an ve sünneti anlamak, bu asra kadar gelmiş olan ulema-i izam ve meşayih-i kiramın dediklerini bile anlayamayız. Bu görüşten kıl payı sapanlar, dışgüçlerin aramıza soktukları ajanlardır.
b- Sentezciler veya
Kararsızlar: Bu kesimin net bir tavırları yoktur. Bazen gelenekçilere
bazen de -bir sonraki maddede anlatacağımız- ıslahatçılara meyle-derler.
İki görüş arasında yalpalayıp dururlar. Varlıklarını, gelenekçileri
tefritte olmakla, ıslahatçıları da ifratta olmakla suçlayarak
sürdürürler. Böylece kendilerine mutedil süsü de vermiş olurlar. c- Islahıtçılar: Bunlara göre müslümanların İslam’dan uzaklaşmalarının temelinde, müslümanların İslam anlayışlarındaki sapmalar yatmaktadır. Bir kavm içindekini, yani inanışlarını değiştirmedikçe Allah o kavmi değiştirmez. Müslümanların anlayışlarında bir takım sapmalar oldu ki bu duruma düşmeye müstehak olduk. Allah, doğru bir inanç üzere olan bir kavmi zelil duruma düşürmez. Bu durumumuzdan kurtulmanın yolu, inançlarımızda, ibadetlerimizde ve davranışlarımızdaki sapmaları tashih edip düzeltmekten geçer. Bu sapmalar devam ettiği müddetçe İslam alemi için kurtuluş mümkün değildir. Peki bu sapmaları nasıl düzelteceğiz? Bu sapmalardan kurtulmanın yolu Kur’an ve sünnete dönmektir. Geçmiş alimlerimiz kendi dönemlerinde görevlerini yapmışlar. Ancak alimler hatasız değildir. Kur’an ve sünneti anlamaya çalışırken geçmiş alimlerin rehberliğinden istifade edeceğiz ama hatasız olmadıklarını hiç bir zaman unutmayacağız. Bu üçüncü grubun görüşleri başta pek revaç bulmadı. Hatta İlk gruba mensup olanlar, bu üçüncü grubu, dini içten yıkmaya çalışan dış güçlerin iç bünyeye sızmış ajanları olarak gördüler. Ama zaman, bu üçüncü grubun lehine çalıştı. İslam aleminde taraftarları gittikçe arttı ve hala artmaya devam etmektedir. Bu görüşe mensup olanlar arasında sayıları az da olsa geçmişin mirasını tümden reddederek sadece Kur’an ve sünnet -bazen sadece Kur’an ile- yetinilmesi gerektiğini savunanlar da vardır. Her görüşün dervişleri olduğu gibi bu ekolün dervişleri de bunlar. Kur’an ve sünnet’e dönüş taraftarları arasında Kur’an tefsirlerine büyük ilgi duyulacağı tabii idi ve öyle de oldu. Ne var ki tefsir kitapları daha çok kendi dönemlerinin problemlerini söz konusu ediyorlardı. Dahası bunlar arasında Kur’an’ın indiriliş gayesini kendisine hedef edinmiş olanları nadir denecek kadar azdı. Bunlardan bazısı, dönemi geçmiş kelami konularla uğraşırken, bazısı Arap dilinin incelikleriyle meşguldu. Kimi de israiliyata o kadar dalmıştı ki bu uydurma hikayeler arasında doğruları tespit etmek bazen çok zordu. Gerçi çağın ihtiyaçlarına cevap verme çabasında olanlar ve Kur’an’ın indiriliş sebebini kendine hedef edinen müfessirler, bu doğrultuda tefsirler yazdılar. Bu tefsirlerde toplum meseleleri Kur’an’a arzedilerek ondan bu meselelere çözümler aranıyordu. Bu nedenle bu tefsir ekolüne İctimai Tefsir Ekolü denilmiştir. Ancak diğer gruplar bu tefsir çeşidine şiddetle karşı koydular. Bu tefsirleri yazanların mezhepsiz olduklarını, itikatlarının bozuk olduğunu, eski müfessirlerin yolunu takip etmediklerini; onlara muhalefet ettiklerini, neticede bu tefsirlerin müelliflerinin tefsir yazmaya ehil olmadıklarını, tefsir yazacak kişinin şu kadar ilmi tahsil etmiş olması gerektiğini bir parti programının propaganda uslubuyla kamuoyuna yaydılar. Günümüzdeki bu tür tartışmaları gözönünde bulun-durarak Kur’an İlimleri ve Tefsir Usulüyle ilgili kitaplarda müfessirde bulunması gereken şartlar konusuna kısaca temas etmek istiyoruz. Bu kitaplarda ileri sürülen şartlar ne derecede tutarlıdır ve bu şartların ileri sürülmesinin sebebi nedir? Ancak meselenin anlaşılması için kısaca tefsir tarihinden de bahsetmek istiyoruz. Böylece ileri sürülen şartların bir kısmının nasıl ortaya çıktığını görmüş olacağız. Peygamber (s) hayattayken sahabe, anlamı-nı bilmedikleri a-yetleri kendisine sorarlardı. Ayrı-ca Peygamber (s)’in davranış-ları da Kur’an’a uygun olduğun-dan onun davra-nışları Kur’an’ın pratiğe aktarıl-mış şekliydi. Sahabe de dav-ranışlarının Kur’an’a uygun olmasına büyük önem verirlerdi. O dönemde Kur’an ile toplum arasında sürekli ve canlı bir iletişim vardı. Çoğu ayetler, toplumda ortaya çıkan problemler üzerine inmekte, problemlerin çözümü o ayetlerde anlatılmaktaydı.
Peygamber (s)’in
vefatından sonra Kur’an’ın herhangi bir ayetini anlama noktasında bir
problemi olan, kendisinden daha iyi bilene soruyordu. Kur’an kendisiyle amel edilmek üzere okunuyor, problemler Kur’an’a arzedilerek çözümleniyordu.
Hz. Osman’ın
öldürülmesiyle müslüman toplumda beliren kargaşa Hz. Ali ve Muaviye
arasında çıkan savaşla daha da artmış, büyük günah işleyen kimsenin
cennete mi yoksa cehenneme mi gideceği problemini gündeme getirmişti. Dikkat edilirse ayrılık konusu olan meseleler de, hayati önem taşıyan meseleler değildi. Sun’ilik yönü ağır basan meselelerdi.
Yazılan tefsirler de,
hayatın içinden çıkan meselelerden çok lüks denilebilecek meseleleri
içermeye başlamışlardı. İşin en acıklı tarafı ise, her fırka mensubunun önyargılarla Kur’an tefsirine yönelmesi; mezhebiyle uyuşmayan ayetleri mezhebi doğrultusunda te’vil etmesidir.
Peki bu sapmaları
nasıl düzelteceğiz? Bu sapmalardan kurtulmanın yolu Kur’an ve sünnete
dönmektir. Geçmiş alimlerimiz kendi dönemlerinde görevlerini yapmışlar.
Ancak alimler hatasız değildir. Kur’an ve sünneti anlamaya çalışırken
geçmiş alimlerin rehberliğinden istifade edeceğiz ama hatasız
olmadıklarını hiç bir zaman unutmayacağız... Bütün bu söylediklerimizi ayrı ayrı misallerle uzun uzun anlatmamız mümkün. Ancak bunun yeri burası değil. Biz burada müfessirin bilmesi şart koşulan ilimlerin neler olduğuna dair anlatınları naklederek kısa bir yoldan sonuca varmak istiyoruz. Bir karşılaştırma olsun diye önce selef döneminde şart koşulan ilimleri maddelemek istiyoruz:
a- Rasulullah’ın
sünnetini bilmek. Şimdi ilave edilen bu şartların kısa bir tahlilini yapalım: Usuluddin’den maksat, kelam ilmidir. Gerek Ehl-i Sünnet ve gerek diğer fırkalardan bu şartı ileri süren sonraki alimler: Kişi, Allah hakkında nelerin caiz, nelerin caiz olmadığını ancak kelam ilmi sayesinde öğrenebilir, diyorlar. Sanki Kur’an bunları öğretmiyormuş gibi. Aslında bu maddeyle anlatılmak istenen kanaa-tımızca şudur: Müfessir, Kur’an’ı tefsir etme işine başlamadan önce mezhebimizin tornasından geçmeli, kafası mezbebimize göre rendelenmelidir. Ancak bundan sonra Kur’an’ı tefsir etmeğe ehil olabilir.
Usul fıkhı bilme şartı
da aynı mezhebi endişelerle ileri sürülmüştür.
Tabi her tarikat bu
feyizleri kendi tekeline almayı da ihmal etmemiştir. Şeriat ilimlerini
tahsil eden kişi eğer bir şeyhe intisap etmemişse zahir ilimlerle
sınırlıdır, kabukta kalmış öze inememiştir. Böyle biri, Kur’an’ın derin
manalarını anlayamaz. Kur’an’ın derinliklerine inmek o kadar kolay bir
şey değildir. Zahir ilimlere saplanmış biri bu manaları nasıl keşfetsin?
Müslümanların,
Kur’an’a bakışlarında önyargı-larından ve mezhebi taassuplarından
kurtulmadık-ça sağlıklı bir inanç ve sahih bir amele kavuşmaları çok
zordur... |
|||
| Başa Dön |
|
|
|
© Sorumlusu Kuranislami.com