|
- Bize sürekli Kur’an okumamızı öğütlüyorsunuz. Ancak Kur’an’ı gereğince
anlamada nasıl bir yöntem izlenmeli. Bu konudaki tavsiyeleriniz nedir?
Kur’an’ın okunmasını biz değil, Allah istemektedir. Biliyorsunuz ki
Kur’an, hepimizin kendisinden hesaba çekileceği kitabın ismidir. Kıyamet
günü hepimiz tek tek Kur’an’a uyup uymamaktan hesaba çekileceğiz. Böyle
olunca da, Kitap bilinmeli ki uyulsun; bilinmesi için de okunmalıdır.
Söz konusu okuma bilmek için ; bilmek te, uymak (yaşamak) içindir.
Kendisinden kullarını hesaba çekeceği Kitab’ın, kullarınca anlaşılır bir
kitap olması gerekmez mi? Ki ‘anlayabileceğimiz bir kitap gönderseydin,
biz de ona uyardık. Anlamadığımız bir kitabı gönderdiğin için bizde ona
uyamadık’ diye bir özür ileri sürmesinler. Ayrıca Kitab’ı anlamak, hiç
kimsenin tekeline verilmemiştir. Yoksa, tekeline kitap verilen kişi
sayısınca, ortaya kitap çıkardı. Allah kullarına uymaları için bir
Kitap, kitabı anlayacak düzeyde de akıl vermiştir. Aklı olan herkes onu
anlar. Kitab’ı anlamanın belirlenmiş standart bir yöntemi yoktur.
Kitab’ı gereğince
anlama konusunda, tarihi süreç içinde oluşan yanlış anlayışlar Kitap’la
aramızdaki iletişimi büyük oranda engellediğinden; biz daha çok bu
noktada bazı önerilerde bulunmak istiyoruz.
a- Kur’an’ı anlamak hiç bir şarta bağlı değildir: Öncelikle şunu
bilmelisiniz ki: Kur’an’ı anlamak hiçbir şarta (aklı olma dışında) bağlı
değildir. O’nu okuyan herkes kendi seviyesinde anlayacaktır. Ve
anladıkları nasıl bir Müslüman olması gerektiği konusunda kendisine
yetecektir.
Kur’an ona, inanması gereken Allah’ı, Allah’a nasıl kulluk yapacağını ve
hak ile batılı birbirinden ayırmasını gösterecektir.
b- Kur’an ne diyor? Kur’an’ı elinize alın ve şu soruya cevap
bulmaya çalışın: -Kur’an ne diyor? Ayetleri tek tek değerlendirdiğinizde
kapalı olan, değişik anlamları içeren, anlamı bilinmeyen ayetler
görebilirsiniz. Ancak bu Kur’an’ı anlamamıza engel değildir. Zira
ayetleri tek tek alarak bu ayet ne diyor diye değil; bir bütün olarak
Kur’an ne diyor sorusunun cevabını alırsınız. Helal ve haram, emir ve
yasaklar, iyi ve kötü, uymamız ve kaçınmamız gerekenler apaçık ve
anlaşılırdır. Yani bizim için gerekli olanlar; ihtiyacımızı karşılamada
yeterli olanlar anlayacağımız düzeyde açıklanmıştır.
c- Kur’an’ın ne olduğunu ve gönderilme amacını bilmek: Kur’an’ın
ne olduğunu ve niçin gönderildiğini doğru olarak bilmeden, O’nu doğru
anlamak mümkün olmaz.
Kur’an, insanların hayatlarını düzenlemede, referans alınsın diye mi;
yoksa yüzünden ve ne dediği anlaşılmadan, sevap kazanmak amacıyla
okunsun diye mi, yoksa ölünün ardından okunsun diye mi, yoksa dinsel
ayinlerde okunarak huşu elde edilsin diye mi gönderildi. Elbette ki
yaşantımızı kendisine göre düzenleyelim diye gönderilmiştir cevabı
doğrudur. O zaman ölülerin ardından okumayı bırakıp, dirilerin hayatını
düzenleyen esaslar nelermiş onları öğrenelim diye okumalıyız.
d- Tevhidi düşünceyi kavrayamamış olmak: Tevhidi kavrayamamış
olanlar, Kur’an’ı gereğince anlamazlar. Çünkü Kur’an’ın esası Tevhid
üzerine kurulmuştur. Kur’an’dan tevhidi çıkardığımız zaman, Kur’an’ın
kendisini okuyana vereceği hiçbir şey kalmaz.
e- Kur’an’ı çokça ve gereğince okumak: Kur’an’ı ne kadar çok
okursak o kadar fazla anlarız. O bakımdan Onu mümkün olan her zaman
okumalıyız. Aceleye getirmeden, ağır ağır ve üzerinde düşüne düşüne,
mümkünse her bir kelimesini bile kavramaya çalışarak okumalıyız.
f- Kur’an’ın kendine özgü bir dili ve anlatım tekniği vardır: Bu
dili ve anlatım tekniğini yakaladığımız zaman Kur’an daha da anlaşılır
olur. Zira Kur’an’da bir çok şey sembolize edilmiştir. Ve kelimelere
mecazi anlamlar yüklenmiştir.
g- Kur’an bilim kitabı değildir: Kur’an, ne tarih kitabı, ne
başka bir bilim kitabıdır. Kur’an’da tarihten ve bilime konu olan
alanlardan söz ediliyor oluşu, Allah’ı ve anlatılmak istenen şeyleri
daha iyi anlayalım diye örnekler verilmesindendir. Örneğin; Kendi gücünü
ve yüceliğini kavrayalım diye yer ile gök arasında yaratmış olduğu
şeylerden, sivri sinekten; yeniden diriltileceğimizi anlayalım diye,
ölümünden sonra yeniden dirilen bitkilerden; gücünün ne kadar büyük
olduğunu anlayalım diye evrende yarattığı şeylerden ve o şeylere koyduğu
yasalardan; iman edenlerin küfredenlere karşı Allah’ın yardımını nasıl
hakettiklerini, tevhidi mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğini bilelim
diye geçmiş toplumların kıssalarını örnek olsun diye anlatmaktadır...
h- Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde anlama: Kur’an’a bütünsel
değil de parçacı bir anlayışla yaklaşma, yanılmalara neden olabilir. Bir
ayete Kur’an’ın bir bütün olarak ifade ettiği anlama uygunluğu alarak en
doğru anlamı verebiliriz.
i- Kur’an’ı, Kur’an’dan başka kaynakları esas alarak anlamaya
çalışmak: Kur’an’ı, Kur’an’dan başka kaynakları esas alarak anlamaya
çalışmak, o kaynaklardan yararlanma düşüncesiyle değil de, onları esas
alma koşuluna bağlıysa, onlardaki yanlışları Kur’an’a bulaştırmış
oluruz. Bu da netice olarak Kur’an’ı (söz olarak değil) anlam olarak
tahrif etmek gibi büyük bir yanlışı içermektedir. Her şeye ölçü
saydığımız Kitab’ı, başka ölçülerle açıklamak, ölçülerin yerini ve
işlevini değiştirmek demektir.
j- Geleneksel Kültür: Geleneksel kültürün bizde oluşturduğu ön
bilgilerle Kur’an’a yaklaşmak, ondan elde edilmesi gerekeni elde
etmemize engel olur. Bu, bilgilerimizi Kur’an’a göre değiştirme veya
düzeltme yerine, mevcut düşüncemizi Kur’an’a onaylatma gibi bir yanlışı
beraberinde getirdiğinden, hak ile batıl birbirine karışmış olur.
k- Alimlerin görüşü: Alimlerin görüşünü ölçü almak ve Kur’an’ı
onlar nasıl anlamışsa, onların her dediklerini doğru varsayarak, öyle
anlamayı esas almak, Kur’an’ı onların anlayışları ile sınırlamak ve
dondurmaktır. Oysa ki onların ne düşündüklerini ve nasıl anladıklarını
bilmemiz, görüşümüze görüş katmak amacıyla olursa yararlı olur.
l- Kur’an’la kul arasındaki aracılar: Allah ile kulu arasındaki
aracılar, kul ile kitap arasına da girmiş bulunuyor. Ve kulları Kitab’a
değil, Kitap adına kendilerine uymaya çağıranlar, kulu Allah’a
yaklaştıracak olan doğru yolu ortaya koymak iddiasında olan ve
kendilerini kaynak sayan kimselerdir. Kul bunlara takılı kaldığı sürece
Kitab’ın kendisine asla kavuşamadığından, deyim yerinde ise, hayatını
‘kitapsız’ olarak tüketmektedir. Doğrudan Kur’an’a çağırmayan, ‘bana
takılın sizleri Kur’an’a götüreyim’ diyen herkes aracı konumundadır.
Şeyhler, veliler, mürşitler, üstadlar, alimler, ağabeyler... gibi
sıfatlarla anılanların konumlarına bakın, eğer kendilerini işin şartı
olarak görüyorlarsa (ki büyük çoğunluk öyledir) o zaman bunlar,
engelleyici aracılar ve hedef saptıranlardır.
m- Peygamberliği yanlış tanımlamak: Peygamber ve peygamberliğin
ne olduğunu, amacını ve Kur’an’daki yerini doğru bilmek, Kur’an’ı
anlamada yanılmamıza neden olur. Allah’ın dinini pratize etmede
örneklik, vahyi duyurmada elçilik yapma peygamberliğin esasını teşkil
etmektedir. Lakin kimileri peygamberliğin bu boyutunu hiç dikkate
almadan, O’na din adına hüküm koydurarak O’nu Allah’ın dininin ortağı
olarak görmekteler. Oysa ki Allah, kendi dinine peygamberi de dahil
hiçbir varlığı ortak etmemiştir.
n- Kur’an’ı anlayamayız önyargısı: Kur’an’ı anlayamayız anlayışı
Kur’an’a yapılan en büyük iftiradır. Zira Kur’an’ın kendisi, defalarca
anlaşılır olduğunu, biz anlayalım diye apaçık olduğunu bildirmektedir.
Buna rağmen anlayamayız anlayışı bir ön şartlanma ve kuruntudan ibaret.
Anlayamadığımız bir kitabı Allah bize gönderip te bizi ondan sorumlu
tutar mı? Bu Allah’ın adaletine yakışır mı?
o- İlletin önemi: Kelimelerin yalın olarak ifade ettikleri
anlamlara takılıp kalma yerine, o kelimelerle ifade edilmeye çalışılan
‘özü’ algılamaya çalışmalıyız. Ayetin mesajını, kelimelere verdiğimiz
anlamla değil, mesajın özü doğrultusunda kelimelere yüklediğimiz anlamla
anlamaya çalışmalıyız. Örneğin ayet, savaş için besili atlara sahip
olmamızı mı istiyor. Burada ‘öz’ olan besili at değil. Savaşa hazırlıklı
olmak için gerekli araçlara sahip olmaktır. Zira at amaç değil, araçtır.
Bu ayet öz olarak savaşa hazırlıklı olmayı istemektedir. Araçlar her
zaman değişebilir, ama amaç (öz) değişmez. Araç dün attı, bugün tank
yarın da başka bir şey olacaktır.
p- Kavramların önemi: Kavramlar tıpkı yazı yazmak için
kullandığımız harfler gibidir. Nasıl ki harfleri bilmeden, okuyup
yazamazsak, kavramları bilmeden de Kur’an’ı gereğince anlayamayız.
Örneğin İlahın, Rabbın, sabrın, ibadetin, tağutun... ne olduğunu
bilmezsek, (ki kavramlar Kur’an kültürünün harfleri gibidir) Kur’an’ı
gereğince anlayamayız.
Bu bilgileri yerimizin hacmini gözönünde bulundurarak özet bir şekilde
vermeye çalıştık inşaallah dergimizin önümüzdeki sayılarında bu konuyu
(özel bir bölüm-başlık altında) daha kapsamlı bir şekilde işlemeye devam
edeceğiz. Allah’a emanet olunuz.
|