|
||||
|
||||
|
|

RESUL
GERÇEĞİ
|
İktibas Dergisi, Sayı: 146 |
|||
|
·
Israiloğullarının kendi
peygamberlerini göklere çıkardıkları(tanrılaştırdıkları)
gibi beni de göklere çıkarmayın. dediği
nakledilmesine rağmen müslümanların büyük çoğunluğu
tarafından gerçek
konumundan soyutlanarak neredeyse ikinci bir ilah veya küçük bir ilah
konumuna getirilmiştir. Eğer
rivayet doğruysa Peygamber efendimizin endişeleri haklı
çıkmıştır. Resul nedir sorusuna, cevabımızı
Kur’an’dan değilde toplumun anlayışından veya bu
anlayışların beslendiği kitaplardan, kaynaklardan
verecek olursak karşımıza; gaybı bilen, şefaat
eden, herşeye gücü yeten, doğuşundan ölümüne kadar tüm
hayatı olağanüstülüklerle geçen, istediğinde, istediği
mucizeyi gösteren, dilediği gibi hükmeden, vs. özelliklere sahip
bir şahsiyet çıkar. Bu şahsiyete insan demek, onu da
kendimiz gibi kabul etmek, aynı zamanda, aynı coğrafyada
yaşasaydık onunla arkadaşlık etmek, dost olmak mümkün
olmazdı. Yanına
yaklaşılmayacak kadar yüce bir yaratık olurdu. Yanında
herhangi bir şekilde konuşmak mümkün olmazdı. Çünkü
zaten kalpten, beyinden, akıldan geçenleri biliyordu. Üstelik
geleceği okuyordu. Yarın, öbür gün ne olacağını,
ne yapacağımızı biliyordu. Evimizde nasıl
davrandığımızı, nasıl yaşadığımızı,
hatta eşimizle olan ilişkimizi bile görebiliyordu. Onun
huzuruna nasıl çıkabilirdik. Yüzümüz kızarmadan,
utanmadan onunla aynı havayı nasıl teneffüs edebilirdik.
Evet Resulullah’ı bu şekilde algıladıktan, bu
şekilde tanımladıktan sonra bu mümküm müydü ? Onun
herşeyi bizim için çok değerliydi. Sakalının bir
tek kılına bakabilmek, yüz sürebilmek, onu öpebilmek için
nelere katlanmıyorduk. Bu uğurda az insan zengin etmiyorduk.
Onun giyindiği gibi giyinmek, dişlerini nasıl fırçalıyorsa
öyle fırçalamak, sadece onun yediği yemekleri yemek... Belki
bunlar Resulullah’a olan sevginin bir işareti sayılabilirdi.
Ancak bu sevgi ve taklid; sadece şekilde kalarak, Resulullah’ın insana bakışına,
eşyaya bakışına, Kur’an anlayışına
yansımıyordu. Kur’an’dan soyutlanmış bu sevgi,
bir noktadan sonra tapınmanın bir yansıması gibi görünüyordu.
Örnekleri alabildiğine uzatmak mümkün. Mevzu(uydurma)
hadisleri gündeme getirerek, onların nasıl ortaya çıktığını,
boyutlarının nerelere kadar uzandığı hatırlatılarak
Resul sevgisinin nasıl istismar edildiğinin örneklerini
vermek de mümkün. Insanların neredeyse Kur’an seviyesine çıkardıkları,
içinde bir yanlışın, bir eksiğin olabileceğinin
asla kabul edilmediği meşhur hadis kitaplarının yöntemlerinden,
ve bu kitaplardaki mevzu(uydurma) hadislerden örnekler vermek de mümkün. Ama biz sorumuza; yani Resul nedir?
Resulullah Hz. Muhammed’i nasıl tanıyabiliriz diye sorduğumuz
sorumuza, cevabımızı
toplumun anlayışından veya bu anlayışa kaynaklık
eden mercilerden değil de Kur’an’dan aldığımızda karşımıza
çok daha farklı bir resul çıkmaktadır. Evet karşımıza, bu kitapların anlattığı
ve toplumun anladığından çok farklı bir resul çıkar.
Öncelikle bu resul çağını
tanıyan, insanlardan soyutlanmamış, ne dediğini ve
ne istediğini bilen bir insandır. Toplumun tanıdığı,
anladığı ve güvendiği bir insandır. Şimdi detaya girmeden, genel hatlarıyla Kur’an’da konunun nasıl
anlatıldığına kısaca değinelim: 1) Resulullah
Hz.Muhammed öncelikle bir insandır. Tek farkı ona
vahyediliyor olmasıdır. Vahyedilen bu vahyler karşısında
da , herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Evlenmek, çocuk
sahibi olma, kızma, gülme, vs. tüm insani özelliklere haizdir. ·
De ki: Ben de sizin gibi bir insanım, bana tanrınızın
bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Ona yönelin. (41/6) ·
Dediler ki: Yerden bize pınarlar fışkırtmadıkça
sana inanmayız. Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan
bir bahçen olmalı aralarından ırmaklar fışkırtmalısın.
Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin.
Yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.
Yahut altından bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın.
Bunlara rağmen sen bizim üzerimize okuyacağımız bir
kitap indirmedikçe senin göğe çıkmana da inanmayız. De ki: Rabbımı
tenzih ederim. BEN SADECE RESUL OLAN BIR İNSANIM.
(17/90-94) 2) Resulün
görevi önceki resullerde de olduğu gibi yalnızca Allah’a
kulluğa çağırmaktır. Bu
kulluğu kendi hayatında örneklemektir. ·
Biz resulleri ancak müjdeciler
ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve kendini düzeltirse
onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (6/48) ·
Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı
olarak gönderdik. (25/56) ·
Muhakkak biz her topluma
Allah’a kulluk edin, tağutlardan[1] kaçının diye bir resul göndermişizdir. (16/36) 3) Resulullah
Hz. Muhammed’e Kur’an dışında
bir ayet(mucize) verilmemiştir. Sanıldığı
gibi bir sürü olağanüstülükleri yoktur. Ne ayı parçalamıştır.
Ne de parmaklarından çeşme gibi su akmıştır. ·
Bizi ayetler(mucizeler) göndermekten alıkoyan, öncekilerin bunu
yalanlamış olmasıdır.. (17/59) ·
Dediler ki: Ona Rabbinden
ayetler(mucizeler) indirilmeli değil midir? De ki: Ayetler Allah’ın
yanındadır. Ben ancak apaçık uyarıcıyım.
Kendilerine
okunan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt
vardır. (29/50-51) 4) Resuller;
kendilerine bildirilenler, yani vahyedilenler dışında
gaybı bilmezler. Bu bağlamda
Resulullah Hz Muhammed de Kur’an’da kendisine, dolayısıyla
tüm insanlara bildirilenler dışında herhangi gaybi bir
bilgiye sahip değillerdir. ·
Gaybın anahtarı onun
yanındadır. Onları ondan başkası bilmez.
Karadaki ve denizdeki herşeyi bilir. Düşen bir yaprak ki
mutlaka onu bilir. Yerin karanlıkları içinde gömülen dane,
yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki apaçık bir kitapta
olmasın. (6/59) ·
Allah resulleri topladığı
gün size ne cevap verildi der. Bizim bilgimiz yoktur. Gaybı bilen yalnız
sensin sen derler. (5/109) ·
De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka
kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de .. (27/65) ·
Gaybını kendisinden razı olduğu
resulden başkasına bildirmez. (72/26-28) ve ·
Allah gaybını size bildirecek değildir.
Fakat Allah resullerden dilediğini seçer.
(3/179) ayetleri ·
Bunlar
sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (11/49, 12/102, 3/44)
ayetleri de anlaşıldığı gibi resullere gönderilen
vahyle ilgilidir. Yoksa bu ayetlerden Allah’ın Resulüne,
Kur’an’da bildirilenler dışında da gaybı haber
verildiği anlamına gelmez. Tabi insanlar bu ayetlerden ille de
biz böyle bir anlam çıkaracağız derlerse bizim diyecek
bir şeyimiz yoktur. Çünkü ‘ hesap görücü olarak Allah yeter’.
5) Allah’ın Resulü sanıldığı
gibi ahirette insanların günahlarını bağışlamak
için kullarla Allah arasında aracı olacak değildir. Yani
şefaat yetkisi yoktur. Böyle bir şey aklından da geçmemiştir.
Çünkü böyle bir şey olsa, çalışanla çalışmayanın,
salihat yapanla yapmayanın ayrımı nasıl yapılacaktır.
Ve salihat yapmanın ne anlamı
kalacaktır. Üstelik bu ‘ Zerre ağırlığı
hayır yapan ve zerre ağırlığı şer(kötülük)
yapan karşılığını görür.’(99/7-8)
ayetini de tedavülden kaldırır. ·
Ve öyle bir günden korkun ki o gün hiç kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez. Kimseden şefaat de kabul edilmez. Kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.
(2/48) Ve şu günden sakının ki, kimse
kimseden yana birşey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez. Hiç
kimseye şefaat fayda vermez. Bir
taraftan yardım da görmezler. De
ki: Bütün şefaat Allah’ındır. (39/44) ·
Ey
inananlar
ne alışverişin ne dostluğun
ve ne de şefaatin olmadığı
gün gelmezden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın.
Kafirler, zalimlerin ta kendileridir. (2/254) 6) Allah’ın Resulüne Kur’an dışında
bir vahy de gelmemiştir. Resul’e
geleni, Resul insanlara ulaştırmıştır. Resule
gelen vahy(ayetlerin hepsi Kur’an adlı mushaf’ın içindedir. ·
Ey Resul Rabbından sana indirileni duyur. Eğer bunu yapmazsan onun Resullüğünü yapmamış
olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirler
toplumunu yola iletmez. (5/67) 7) Resul
kendi kafasından helal-haram kılmaz, bildirilen helal ve
haramları uygular. Kur’an’ın bu konudaki ayetleri çok açıktır. ·
Sana da kendinden önceki
kitapları doğrulayıcı ve onları kollayıp
koruyucu olarak bu kitabı gerçekle indirdik. Onların aralarında
Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen hakk’tan ayrılıp
onların keyiflerine uyma... (5/48). Örneğin (10/109; 6/106). Nisa; 59, 65, Nur; 51, Ahzap; 36 gibi Resulün hüküm vermesinden bahseden
ayetler, Kur’an’da bildirilen hükümlerin uygulanmasıyla
ilgilidir. Ve müslümanların, bu uygulamalara kesinlikle itaat
etmeleri istenmektedir. Ayrıca Resulullah’ın, bir imam, bir devlet başkanı,
bir kumandan olarak zamana ve
zemine göre koyduğu kurallar vardır ki o sözünü ettiğimiz
konunun dışındadır. Bu toplumsal yaşamanın,
vatandaş olmanın beraberinde getirdiği kurallardır.
Bir vatandaş olarak uyulmayı zorunlu kılar. Tabii ki bu
kuralların ilkeleri var. O toplumu belirleyen, tanımlayan
genel kurallar var. 8) Resule ne
gerek vardı, Allah kitabını direkt kullarına gönderemez
miydi diyenlerimiz olabilir. Elbette Allah’ın her şeye gücü yeter.
Istediği tercihi istediği gibi yapmak O’nun ilahlığının
gereğidir. Yaptığından dolayı da herhangi bir
şekilde sorulacak değildir. Öyle bir ihtimal olsa zaten Allah
olmazdı. Işte Allah; insanlara vahy gönderme hususundaki
tercihini resuller vasıtasıyla yapmış, ve Rabb’ımız
Kitabında konuyu şöyle açıklamaktadır: ·
...Daha önce sana anlattığımız
resullere ve sana anlatmadığımız resullere de (vahyetmiştik).
Ve Allah Musa ile de konuşmuştu. (Bunları) müjdeci ve
uyarıcı resuller olarak (gönderdik) ki resuller geldikten
sonra bahaneleri kalmasın. Allah üstündür, hikmet sahibidir.
(4/163-165) ·
Şayet onları,
ondan önce bir azab ile helak etseydik, ‘Rabbimiz bize bir elçi gönderseydin
de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık’
derlerdi. (20/134) Aslında niçin resul gönderildi sorusuna niçin kitap gönderildi
sorusunu da ekleyebiliriz. Bu soruya da Kur’an’ın verdiği
cevap resulün gerekliliğine verdiği cevap gibidir. ·
Işte bu(Kur’an) mübarek
bir kitaptır. Onu
biz indirdik. Ona uyun ve korkun
ki size rahmet edilsin. Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa
indirildi. Biz ise onların okumasından habersizdik demeyesiniz.
Yahut; Eğer bir kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru
yolda olurduk demeyesiniz. Işte Rabbınızdan
açık delil hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini
yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Ayetlerimizden
yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri yüzünden azabın en kötüsü
ile cezalandıracağız. (6/155-157) 9) Kur’an, Resulullah Hz. Muhammed’in diğer
insanlardan farklı yönlerini
de açıklamıştır: a)
Evlenme konusunda diğer mü’min erkeklerden farklıdır.(33/50-52) b)
Hanımlarının; Peygamberimizin vefatından sonra başkasıyla
evlenmeleri yasaklanmıştır.(33/6,53) c)
Peygamber ve eşlerine ceza ve mükafat olarak diğer mü’minlerin
iki katı bir ecir var.(33/30-33) d)
Resule diğer insanlardan
daha çok saygı göstermek, onu alaya almamak, üzmemek,
sesimizi Peygamberin sesinin üstüne çıkarmamak. Ona itaat etmek,
onun önüne geçmemek.(49/1-5) de Kur’an’ın emirlerindendir. Sonuç Burada anlatmaya çalıştığımız
konuların herbiri, başlı başına kitaplık
çapta konulardır. Biz sadece değinmekle yetindik. Düşünenlere
ışık tutalım, onları haberdar edelim istedik. Insanlar
Kur’an’ı okudukça, onu düşündükçe, hayatlarında
okuduklarını yaşadıkça, Kur’an onlara daha bir açılacaktır.
Problemlerini
daha bir çözecektir. Onları yenileyecektir, onları umutla, sabırla, azimle dolduracaktır. Onlara yaşadıkları
çağa sahip olma gücü ve bilinci verecektir. Rabbımız bize Kur’an’dan soracaktır.
(43/43) Ahiretteki konumumuzu Kur’an’a karşı tavırlarımız
belirleyecektir. Iman ettim
demekle bizi kurtarmayacaktır. Allah bizleri sınayacaktır.
Doğruları ve yalancıları ortaya çıkaracaktır.(29/1-5) Risalet
konusundaki, yani vahy/Kur’an ve Resul konusundaki anlayışlarımızı, Kur’an’ı
ölçü alarak, Kur’an’ı merkez alarak yeniden sorgulamak ve
kendimize Kur’an’i bir kişilik(veya Muhammedi bir şahsiyet),
Kur’an’i bir anlayış kazandırmak zorundayız. Nasıl
olsa Allah’a döneceğiz. O bizleri ve herşeyi görüp gözetmektedir.
Herşeyin hesabını bir bir tutmaktadır. [1] Allah’ın hükümlerine, kanunlarına rağmen hüküm koyan her varlık, kişi, kurum. İslami hükümlerle yönetmeyen her yönetici.
|
|||
| Başa Dön |
|
|
|
© Sorumlusu Kuranislami.com