|
|
|||||
|
|
|||||
|
|
|

Allah Sevgisi
|
Ömer Karaarslan |
|||
|
1. Giriş: Allah sevgisi konusu maalesef
kültürümüzde pek konuşulan ve gündemde olan bir konu değildir. Dengesizlikler
bu konuda da kendini gösteriyor. Allah korkusu konusu çok işlenilmesine
rağmen (ki gereği gibi de işlenilmeli !- Allah sevgisi konusu hiç gündemde
değil, bu da dengesizlikleri doğuruyor. Gerçek bir İslami şahsiyet
dengesizlikler üzerine kurulamaz. Toplumumuzda ise çocuklara önce Allah
sevgisi konusu pedagojik açıdan öğretilmesi gerekirken tam tersine bu konu hiç
ele alınmıyor, sadece Allah korkusu konusu o da yanlış bir tarzda çocuklara
aktarılıyor, netice itibariyle çocuklarda yanlış bir Allah inancı/telakkisi
oluşmakta bu da onların büyüyünce dine sarılmalarını zorlaştırmaktadır. İnsan için en
büyük mutluluk, Allah sevgisine ulaşmaktır. Allah Teâlâ,
zâlimleri, fesatçıları, kâfirleri, israfçıları, haddi aşanları, kibirlenip
böbürlenenleri sevmez. Buna karşılık takvâ sahiplerini, tevbe edenleri,
sabredenleri, ihsan sahiplerini, adâletle iş görenleri, ibadetlerini
yapanları, tevekkül edenleri sever. Allah, çok bağışlayan ve çok
sevendir. (85/14) 2. Sevginin tanımı: §
Sevgi, bir kimseye veya birşeye muhabbet
besleme, YAKIN VE GÜÇLÜ BİR ALAKA DUYMA hissidir. Sevgi, insanlarda
doğuştan bulunan bir duygudur. Sevmek ve sevilmek insanın doğal ihtiyacıdır. İnsan ruhunu olgunlaştıran manevî gıdalardan biri olan
sevgi, özellikle çocuklardan esirgenmez. Çocuk ruhunda her
türlü iyiliği filizlendirecek olan şey sevgidir. Sevgiden mahrum olarak
yetişen çocuklar katı yürekli ve zalim olmaya daha yatkındırlar. Bu
mahrumiyet onların ruhunu kesinlikle olumsuz yönde etkiler. Sevgisiz büyüyen
çocukların şahsiyetlerinde bozukluklar görünmektedir. 3. Müminler Allah’ı severler: §
İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler.
İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin
Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın
azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.
(2/165) §
De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki
Allah da sizi sevsin
ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (3/31) 4. Allah’ı niçin sevmeliyiz: Bir fincan kahvenin kırk
yıllık hatırı vardır. §
O bize hayat verdi. §
O bizi düzgün yarattı, kulak, göz, kalp, akıl, bilinç, ruh
vd. organları verdi. §
O bizi besliyor, büyütüyor, kalbimizi çalıştırıyor, şifa
veriyor, yaşatıyor. §
O bize bilmediklerimizi öğretti, yol gösterdi. §
O bize ebedi hayat verecek §
O bizi seviyor, sonsuz sevgisiyle à HERŞEYİMİZİ O’NA
BORÇLUYUZ BU YÜZDEN O’NU HERŞEYDEN
FAZLA SEVMELİYİZ İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü? ''İster siz , ister eski atalarınız'' İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim
dostumdur); Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur. Beni yediren, içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur. Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur. Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. (Şuara suresi 75-83.
ayetler) 5. Allah sevgisini güçlendirmenin
yolları: 1.
Allah’ın bize olan nimetlerini tefekkür etmek a.
O’nun rahmeti her şeyi kaplamıştır(ayet) b.
aşağıdaki ayet gurubuna sıralayamadığımız diğer nimetleri
de derin derin düşünmek 2.
Ölümü hatırlamak a.
Biz Allah içiniz ve yine ona döneceğiz(ayet) b.
Dönüşünüz Rabbinizedir (Alak suresi) 3.
Allah’ın azametini/gücünü idrak etmek a.
Allah, gökleri ve yeri dağılmasınlar diye tutmaktadır.
(Fatır suresi, 41. ayet) b.
Allah bir şeyi dilediği zaman ona ‘Ol’ der o da hemen
oluverir (Yasin suresi) 4.
Namazı ikame a.
Rabbine secde et ve yaklaş. (Alak suresi 19. ayet) 5.
Sürekli dua etmek(Allah’la içli dışlı olmak) a.
Sizin duanız olmasa Allah size ne diye değer versin(ayet) 6.
İmanı güçlendirmek 7.
Rahman suresini okumak ... 6. Tefekkür(derin deşünme) olmadan
sevgi oluşmaz ! İnsan unutan bir varlık olduğundan
ayetleri/gerçekleri sürekli yeniden düşünmek zorundadır: §
(O öyle lütufkâr) Allah'tır ki, gökleri ve yeri
yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı;
izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de
sizin (yararlanmanız) için akıttı. Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı;
geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok
nankördür! (14/32-34) §
Gökten suyu indiren
O'dur. Ondan hem size içecek vardır,
hem de hayvanlarınızı otlatacağınız
bitkiler. (Allah) su sayesinde sizin için ekinler,
zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer
meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için
büyük bir ibret vardır. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı
sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler.
Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller
vardır. Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum
için gerçek bir ibret vardır. İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız
bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize
veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz
içindir. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar. halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla
düşünmüyor musunuz? Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. (16/10-18) 7. Sevgi fedakarlık ve özveri ile
ispatlanır: Seven insan özveride bulunur. İnsanın bir şeye olan
sevgisi o şey için fedakarlıkta bulunma oranıyla ölçülür. İnsan sevdiği bir varlık
için gece-gündüz çalışır. Kültürümüzdeki Leyla ile Mecnun
hikayesi buna bir örnektir. Mecnun Leylası için çölleri ve dağları aşıyor,
gözü sadece Leylayı görüyor. Mü’min ise Allah yolunda bu sevgi gösterisinden
daha aşağı olmamalı, Allah için zamanını, zaaflarını, günahlarını, malını, enerjisini, uykusunu vs. feda etmeli, gecesini gündüzüne katmalı Rabbisi için. O’nun dinini yaşamak, yaşatmak ve yaymak
için her türlü özveriye hazır olmalı. Sevgi benzine benzer. Nasıl ki araba
benzinsiz gitmiyorsa, bir insan da Allah sevgisi olmayınca O’nun yolunda gidemez. Sevgi pratikten doğuyor, sırf teoride sevgi genişlemiyor, sevgi pratikle kabak çiçeği gibi açılıyor. Allah yolunda
kılını kıpırdatmayanlar O’nu sevdiklerinden bahsetmesinler. Allah’ın yolunda daha fazla gayret göstermek istiyorsak O’nu daha fazla
sevmeliyiz, ki bu sevgi bize
o gayreti/çabayı göstertsin. 8. İman-sevgi ilişkisi: İman etmek bir şeye
güvenmek demektir.
Bir varlığa olan güveniniz ne kadar sağlamsa o nisbette onu sevebilirsiniz. Dolayısıyla imanı güçlendirmek sevgiyi de derinleştirecektir. 9. Sevginin hayata yansımaları: 1.
Kalbte sevgi duygusu/hissi 2.
Fedakarlık 3.
İtaat/Allah’ın emirlerini yerine getirme 4.
Gözyaşı (sevgi ve korkudan
dolayı) 10. Şirksiz bir sevgi
Allah sevgisi temeli bulunmayan bir sevgi değildir. ‘Onların çoğu şirk koşmadan iman etmezler.’
ayetinden yola çıkarak ‘şirke bulaşanların sevgisinin de makbul olmayacağını’ söyleyebiliriz. Bugün nice insan Allah’ı bir şekilde seviyorlar,
fakat O’na ortak koşmakla en büyük zulmü işliyerek
bu sevgiyi geçersiz kılmış oluyorlar. Allah sevgisi de tevhidi
bir çizgi üzerinde olmakla açar, anlamlı olur ve güzel
kokusunu yayar. Kontrolsüz, ilkesiz bir sevgi gerçek
sevgi olamaz. 11. Sevgi ve Korku
Birlikte Olmalı! Allah’ın en sevgili kulları olan
peygamberler O’nun azabından korkmuşlar ve yine Allah’a sığınmışlardır. Allah
sevgisi piramitin başında yer almalı, onun aşağısında cennet özlemi ve
cehennem korkusu yer almalı. Cenneti istememek veya küçük
görmek, kültürümüzde bazı şairlerin yaptığı gibi, nankörlüktür ve Allah’ın
Kur’an’da methettiği/övdüğü cenneti küçümsemek anlamına gelir, ki bu durum
insanı küfre düşürür. Cehennemden veya Allah’ın azabından korkmamak sadece
sevdiğini söylemek de kişiyi laubaliliğe, davranışlarda ve amellerde
laçkalığa götürür, günahlara karşı hassasiyeti azaltır. 12.
Cennette Allah’ın hoşnutluğu ve sevgisi en büyük nimettir: Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından
ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn
cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası(sevgisi) ise
hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur. (9/Tevbe suresi 72.
ayet) Cennet deyince hep aklımıza bazı maddi nimetler
geliyor. Cennet sadece yiyecek, içeceklerle dolu olan bir yer değil, Allah’la
manevi bağ ve sevgi ilişkisini de içine alıyor. Ki bu nimet en üstün
nimettir. Allah sevgisi konusu kültürümüzde yaygın olmayan bir konu. Cennette -
Güzellik, rahatlık dolu görkemli bir ortam vardır -
Mutluluk ve huzur dolu bir yaşam vardır -
Allah’ın sınırsız ikramı ve nimetleri vardır -
Sonsuz bir yaşam vardır -
Hüzün ve korku yoktur -
Boş ve günahı hatırlatan konuşmalar yoktur -
Can sıkıntısı yoktur à En önemlisi ise Allah sevgisi vardır. Sevgi, insanlarda doğuştan bulunan bir duygudur. Sevmek ve sevilmek
insanın doğal ihtiyacıdır demiştik. İhtiyaç ise: Eksiklik durumlarından oluşan psikolojik bir gerilim, ki bu gerilim
kişiyi o eksikliği gidermeye sevkediyor. İnsanda birincil ihtiyaçlar vardır (yemek, içmek gibi). Bir de ikincil
ihtiyaçlar vardır (zihinsel, kültürel sosyal ilgiler gibi). Hepsinden de
önemlisi insanın ruhi-manevi ihtiyacıdır. Bu ise gerçek anlamıyla Allah
sevgisiyle doyurulabilecek bir ihtiyaçtır. İnsan öbür dünyada ne kadar maddi
nimetleri tatsa da bunlar Allah’ın sevgisini, O’nun tarafından sevilmeyi
sonsuza değin tatması kadar güzel olamaz. Bu dünyada zaman zaman özellikle namazlarda tattığımız o Allah’a yakın
olma duygusu cennette tadacağımız sonsuz manevi duyguların belki habercisi
niteliğinde. Bu dünyada tadılan o manevi duyguları tattığımız anda aklınıza
maddi nimetleri getirin kesinlikle değişmek istemediğinizi görürsünüz. Çünkü
manevi ihtiyaç maddi ihtiyaca galib gelir. Çünkü insan sadece topraktan
yaratılmış bir varlık değil. Onun manevi bir boyutu da var, ki insanı insan
yapan da bu boyuttur. Bu yüzden ilahi sevgi hedeflenmesi gereken en önemli
nimetlerden. İlgili Diğer Ayetler: §
De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber
vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki,
altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz
eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.(3/Al-i İmran 15) §
Biliniz ki
dünya hayatı bir oyun, bir eğlence,
bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer
ki; bitirdiği ot, ekincilerin
hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette
ise çetin bir azab; Allah'tan
mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.(57/Hadid 20) §
İman edip
de hicret edip,
mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en
büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu
kullardır.Rab'leri, onları kendi katından bir rahmet, bir rıza ve bir cennetle müjdeler ki o cennette onlar için bitmez
tükenmez nimetler vardır.
(9/Tevbe 20-21) §
Rableri
katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan
Adn cennetleridir. Orada
ebedî olarak
kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte
bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (98/Beyyine, 8) Nefsin arzularına dayanmak bunları dizginleyebilmek çok
zor. Allah korkusu ve sevgisi olmazsa bunu başarmak mümkün değil. Değer
yargınız ne ise onu yaşatırsınız. Değeri koyanı veya bizzat o değer yargısını
ilah edinirsiniz. Doğru yola girmek için değer yargılarını değiştirmek
lazım. Dolayısıyla İLAHI doğru seçmek
lazım. Gerçek İLAH ise Allah’tır. Hadis: ‘Cennet çepeçevre nefsin hoşuna gitmeyen
şeylerle sarılmış, cehennem de (bedeni arzu ve iştahaları kabartan)
şehvetlerle’ Cennet zorluklarla perdelenmiş, cehennem nefsin hoşuna
giden herşeyle perdelenmiştir. Dıştan bakanlar hep bu perdelere takılır
kalırlar. Perdeler itibariyle ise, cehennem iç gıcıklayıcı, cennet de ürperti
verici bir durumdadır. Onun içindir ki insanların çoğu işin dış yüzüne bakmış
ve aldanmışlardır. Dolayısıyla cehennemin talibi çok, cennetin talibi ise
oldukça azdır. İnsanların çoğu küçük hesaplar peşindedir: ‘Namaz
iyidir, fakat günde beş defa kılmak bana zor geliyor.’ diyen bir insan,
namazdaki çok küçük meşakkate takılıp kalmıştır. Kışın abdest zorluğu
bazılarını yolda bırakmıştır. Halbuki, hadiste gördük ki, aynı abdest, onun
bu büyük sıkıntısına katlanan bir başkasını adım adım cennete
yaklaştırmaktadır. Oruçta, zekatta, haccda, cihadda da aynı şeyleri düşünmek
mümkündür. Akılları, akıllı davranmalarına mani olan niceleri, bu küçük engel
ve engebeler karşısında gereken sıçrayışı yapamamakta – dört adım ötede
bütün depdebe ve ihtişamıyla kişiyi bekleyen cennete ulaşamamaktadır. Sahabede
cennet özlemi çok güçlü idi. Hayatla başedebilmenin hayata hükmedebilmenin
sırrı budur. Cennetler için koşuşun: Cennetteki maddi nimetleri Allah sevgisiyle karşı
karşıya getirmemek lazım. Hepsi sonuçta Allah’ın hoşnutluğunun bir sonucu.
Allah ‘cennetler için koşuşun’ diye insanı cennete özendiriyor. Buna rağmen
tarihte cenneti küçümseyici şiirler yazılabilmiştir, bugün çok büyük kabul
edilen kimi insanlar tarafından... Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası
kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete
koşun! (3/133) 13. Allah’a Uymak/Bağlanmak: Allah’a uymak konusundaki sırrı öğrenebilmek için
çoğunluğa uyma konusunda insanlarda işleyen psikolojik mekanizmalara göz
atmak faydalı olacaktır: ·
Başkalarına
yönelme, başkalarından kabul görme, değer verilme ihtiyacı bizi başkalarının
beklentilerine göre hareket etmeye düşünmeye sevkediyor. Bu eğilimin gücü,
başkalarının bizim üzerimizdeki değerine göre değişiyor, yani biz örn.:
eşimizin, patronumuzun beklentilerine karşı hassasken, kapımıza gelen yehova
şahidine karşı duyarsızız. ·
Değer
vermek ise bir şekilde bağımlılıkla bağlantılı ve bu, başkalarının
bizim üzerimizde bir parça yaptırım(ceza(alaya alma,dövme vs.) ve mükafat
verme(kabul etme, takdir etme)) gücüne sahip olmalarıyla irtibatlı. à Tepkilerden korkmak/takdir beklemek Değer <--> bağımlılık derecesi <--> yaptırım gücünün derecesi
<--> çoğunluğa uyma eğilimi. Çoğunluğa uyma hastalığından kurtulma yolları: ·
İnsan
çoğunluğa ne kadar değer verirse, onların yaptırım gücünden ne kadar
korkarsa, onlara hangi derecede bağımlı olduğunu zannederse o nisbette
çoğunluğa uyma eğilimi taşır. Doğru düşünmenin temeli ise yanlız
Allah’a/Hakikate değer vermektir. Çoğunluğa değer vermiyen bir insan
çoğunluğa uymaz. Hatırlayalım: İhlas: ‘Halkın/çoğunluğun takdiri ile
kınamasının kişinin nezdinde eşit olması halidir’. ·
Özgüven/Cesaret.
Unutmayalım Allah’ın azabı daha şiddetli, nimeti daha süreklidir. Allah’ın yaptırım gücü daha üstün: Çoğunluğun yaptırım gücünü
insanlar Allah’ın yaptırım gücünden daha aktüel ve yakın görüyorlar. Halbuki Allah’ın
her an hayatımıza müdahele ettiğini, bize diğer insanlardan daha yakın
olduğunu unutmamak lazım: -
24 saat boyunca hiç durmayan kalp atışlarımız Allah’ın
kontrolünde gerçekleşiyor -
İçimizdeki kan dolaşımını Allah yönetiyor -
Yağmuru yağdıran O -
Güneşi doğduran, geceyi gündüzü var eden O -
Milyarlarca canlının rızkını veren O -
Bütün kainatı tek başına idare eden O ... Bu kadar aktiviteyi gördükten
sonra Allah’ın yaptırım gücünün her an aktüel olduğunu hatırlayıp çoğunluğun
veya başka faktörlerin baskılarına boyun eğmemek lazım. Allah tarafından sevilmek en güzel
duygudur: Alemlerin Rabbi(terbiye edicisi,
düzenleyicisi, efendisi, sahibi ve yöneticisi) tarafından sevilmek...
Kainatın yaratıcısı tarafından değer verilmek... Uçsuz bucaksız gökyüzünün
idarecisi tarafından anılmak ve sevilmek... Herşeyimizi kendisine borçlu
olduğumuz varlık tarafından O’nun sevgisine layık kılınmak...Merhametlilerin
en merhametlisi tarafından sevilmek kadar daha güzel bir şey olabilir mi? Ø
Güç ve kuvvet sahibidir. O
mutlak iktidar sahibidir. Ø
Hayır ve şer onun iradesi
içindedir, biz ise rızasına talibiz ve bunun için imtihan ediliyoruz. Ø
Kader de, rızık da, ecel
de O’nun elindedir. Ø
Eğer biz O’na doğru
gidersek, O bize koşarak gelir. Ø
Eğer bildiklerimizi hayata
geçirirsek, O bilmediklerimizi bize öğretir. Ø
cömerttir. Ø
yoktan varedendir. Gören,
bilen, işitendir. Ø
Dirilten ve öldürendir.
Koruyan ve kahredendir. Ø
Geceden gündüzü, gündüzden
geceyi çıkartan O’dur. Ø
Din gününün sahibidir. Ø
Herkesin yaptığının
hesabını soracak olan da O’dur. Ø
Siz O’nun kitabına
uyarsanız, O sizin ömrünüzü ve rızkınızı bereketli kılar. 14. Örneklerimiz olan Peygamberler
manevi yönden derinlikli insanlardı: Peygamberler ruhta derin olma
özellikleriyle de mü’minlere örnek olmuşlardır. Allah’a karşı nasıl haşyet
duyulacak, nasıl mahviyet içinde olunacak, secdeler nasıl bir derinlikle eda
edilecek ve nasıl iki büklüm olunacak... rüku’ nasıl yapılacak..ka’dede nasıl
büklüm büklüm olunacak.. elçi bize tüm bu konularda da örnektir. İşte bunlar, Allah'ın
kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile
birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) 'in soyundan,
doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok
merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
(19/58) İnsan, iç alemi itibariyle
derinleşebildiği ölçüde davranışları da çok mükemmel olacak. İnsan evvela o
noktaya ulaşmayı bir ideal ve gaye haline getirmeli, sonra da, oraya götüren
yolları bir bir denemelidir. Peygamberler dengeli yaşamın birer
nümuneleridirler. Onlar sadece namaz ibadetleriyle ilgilenmemişler, aynı
zamanda dünyevi ihtiyaçlarını da gidermişler, insanları dinde aşırı gitmeme
noktasında uyarmışlardır. Mesela her gece bütün gece boyunca
namaz kılıp hanımlarını ihmal eden sahabeye böyle yapmamaları gerektiğini,
kendisinin de böyle yapmadığını bildirmiştir. Her aşırılığın iki ucu vardır. Bu örnek bir ucunu temsil
ederken, ruhsuz, kuru bir hayat ve ibadet de öbür ucunu temsil ediyor.
Allah’ın ayetlerini işitip de duygulanmamak taş kalpliliğin bir
göstergesidir. Halbuki peygamberler namaz
kılarken Allah’ın azametini idrak ederek ağlıyorlardı. Yüce Allah’ın
karşısında eğilmenin sevinci ve tattıkları huzur onları gözyaşlarına
boğuyordu. Her müminin böyle Allah’la bir
özel ilişkisi(manevi bağı) olmalı. O’nun elçileri bu konuda zirveyi
temsil ediyorlar. Peygamberin hayatını okuyanlar bu
konuda da sayısız örneklere rastgeleceklerdir. Onların hayatları sadece
savaş, eğitim, siyasetle değil, Allah’la sürekli bir beraberlik bilinciyle
yaşanmış bir hayat idi. İnsan her yönünün hakkını
vermelidir. Sonuç: İnsan sonsuz nimet ve sevgisiyle
bizi seven Rabbini sevmeli, her şeyden daha fazla sevmeli, O sevgiyi
hayatının merkezine koymalı, o merkezden bütün hayatını yönlendirmeli ve
yaşamalıdır. Nankörlük insanoğluna yakışmıyor. §
Ey, Rabbine itaat edip huzura eren nefis! Hem hoşnut
edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Cennetime gir. (89/Fecr suresi 27-30)
|
|||
|
|
|||
© Sorumlusu Kuranislami.com